Cappuccino İnsanı – Kahve Sadece “Kahve” Değildir

Posted on Updated on

Seriyi yine yarım bırakmamla ilgili serzenişlerinizi okudum 😦 Utanarak itiraf ediyorum ki tembel bir bloggerım 😦  Neyse bunu zaten biliyorsunuz. Tatil, restoranın iş yoğunluğu vs derken fırsat da olmadı açıkçası. Ama hazır ayın ilk pazartesisi gelmişken en çok beklediğiniz cappuccinocularla devam edelim…

Cappuccino diyince aklınıza ne gelir? Tadı mı yoksa üzerindeki yumuşacık, kalın bir katman halindeki köpüğü mü?

zendunyasi

Cappuccino insanları için biçim içerikten önce gelir. Neticede 1/3’i köpükten oluşan bir kahve içiyorlar.  Üzerinde bulunan çikolata ve köpük altında yatan içerikten çok daha önemlidir onlar için. Hatta köpüğün iri yada küçük baloncuklu olması bile. Miktarı bile önemlidir cappuccinonun, 150ml olmak zorundadır. Öyle kocaman kase görünümlü fincanlarda kabul etmezler. Onlar sadece kahve tüketmiyor, dillerine dokunsal bir deneyim de kazandırmış oluyorlar.

zendunyasi

Cappuccinocular hoş objeleri severler, o objeler hakkında konuşmayı da. Mesela en son aldığı LV çanta hakkında uzun uzun konuşabilirler 🙂

Araştırmalar iyimser görünümlü dışadönük cappuccinocuların mantıktan ve ayrıntılardan kolaylıkla sıkıldığını söylüyor. Sürekli olarak farklı ve eğlenceli yöntemler üzerine kafa yoran bir partnerleri olduğu sürece cinsellikten zevk aldıklarını da… Freud bu tek işlevi sütten bıyığa sahip olmak olan bol köpüğü görseydi nasıl yorumlardı acaba…

Unutmadan; cappuccino kahvaltıda içilir. İtalya’da veya Fransa’da günün diğer saatleri cappuccino isterseniz yüzünüze garip garip bakarlar. Bire de yemekten sonra cappuccino isteyenler var; onlar kesinlikle sizden değil… Onlar sadece kahve içemeyenler.

zendunyasi

Serinin diğer yazıları

Kahve Sadece “Kahve” Değildir

Latte İnsanı

Sade Kahve İnsanı

Espresso İnsanı

Espresso İnsanı – Kahve Sadece “Kahve” Değildir

Posted on Updated on

İste bir pazartesi… Hafta sonu hava mis dediniz, gezdiniz tozdunuz, evde aylak aylak takıldınız ya, ardından gelen muhteşem pazartesini bünyeniz kabullenemiyor tabii. Peki vücüdunuza bu muhtesem pazartesini kabullendirmenin en iyi yolu nedir? Evet “kahveee” hem de en sert olanından… Zımni sertliği nedeniyle tüketimi yarı ilaç havasında gerçekleşeninden…

zendunyasi

Kafein patlamasına acil ihtiyacı olanların vazgeçilmezidir espresso. Köpüklü, kremalı sosyaliklerden ziyade yalnız tüketilir espresso.

Espresso sigara dünyasının filtresizi gibidir. Sert yaşam, gece hayatı, gündüz vakti ayılma çabalarıdır. Kahve tercihleri arasında en yetişkin olanıdır.

Hani espressocular yutkunurken acı çekermiş gibi bir ifade takınırlar, işte o “acı yoksa zevk de yok” tavırlarındandır.

Araştırmalar espresso insanlarının iş yerinde kendilerine yüksek standartlar koyduğunu söylüyor, hatta ulaşamayacakları kadar yüksek. Liderliği isteyen, bunu da hızlı isteyen insanlar. Kendi istekleriyle saatlerce mesaiye kalıp, diğerlerinden de bunu bekleyenler.

Gereksiz konuşmalar, dedikodular onları irite etmeye yeter.

Strese ve kaygı bozukluğuna baya yatkınlar.

Evet espresso insanları deneyimli, heyecanlı, mükemmel aşıktırlar ama güvenilirlik konusunda bel bağlamamalı 😉

Serinin diğer yazıları için

Kahve Sadece “Kahve” Değildir

Latte İnsanı

Sade Kahve İnsanı

Espresso İnsanı

Zen…

Sade Kahve İnsanı – Kahve Sadece “Kahve” Değildir

Posted on Updated on

Sade kahveciler herhangi bir süse ihtiyaç duymayan insanlar; ne köpüklü öz tesellilere, ne flortöz dekorlara… Minimalist sayılabilirler. Yetiskin görünümlü cool şeylerden hoşlanırlar. zendunyasi Bir araştırmaya göre doğrudan davranmayı seviyorlar, hem işte hem ilişkide. Bu nedenle de kaçamak sözlerden hoşlanmıyorlar. zendunyasi Hoşgörü onları ifade eden bir kelime değil. İnançlı oldukları da söylenemez. Ama tutkulular. Şımartılmaktan da haz etmiyorlar. Bence tam bir rekabet insanları. Siz sade kahve insanları, sessiz ve asabi olabilirsiniz, dışa dönük patlamalar yaşayabilirsiniz ama iyi bir dostsunuz; zor olsanız da 😉 zendunyasi Yarın espresso insanlarıyla seriye devam 🙂

Serinin ilk bölümleri için;

Kahve Sadece “Kahve” Değildir

Latte İnsanı

Sade Kahve İnsanı

Espresso İnsanı

Zen…

Latte İnsanı – Kahve Sadece “Kahve” Değildir

Posted on Updated on

Sıcak, rahat ve güvenilir… Mükemmel birisiniz inanın bana. Latte çocuksu insanların içtiği çocuklsu bir kahve. Büyümüş ama o çocuksu hoş havaları kalmış, sevimli insanlar.

zendunyasi

Acı bir içecek olan kahveyi alıp sütle yumuşatmışlar. Yarışa dahiller, ortamı espressoculara, sada kahvecilere bırakmamışlar.

zendunyasi

Tehlikeyi güvenli çizgiye çeken latteciler için beğenilmek çok önemli; herkes tarafından. İnsanlarla doğrudan karşı karşıya gelmeyi sevmediği için kirli işlerini başkalarına yaptırır. Yumuşak ve sevimli görünse de hala sert, kararlı, stratejik… Sizi yumusacık bir ses tonuyla kovan patronunuz gibi.

zendunyasi

Belayı hiç sevmezler, sırf bu nedenle bile sadık bir eş olabilirler.

zendunyasi

Rahat mekanları severler, arkadaşlarıyla uzun uzadıya sohbet etmeyi severler. Ama bazı arkadaşlarıyla. Diğerlerinin onu sıkıcı bulacağından korkarlar. Neticede beğenilmek onlar için önemli. Belki gerçekten de sıkıcı ama iyi birilerdir.

zendunyasi

Latteci erkekler metroseksüel. Bunu soyleyebilirim. Olumsuz anlamda değil. Görüntülerine önem verdikleri belli. Bir araştırma latteciler için cinsellikte pasif olmayı tercih ediyorlar diyor, hmmm bilmiyorum, doğru olmayabilir 😉

Bir de sevgililerine sarılıp film izlemeyi severlermiş 🙂 Latteciler ekleyecekleriniz varsa bekliyorum 🙂

Serinin diğer yazıları için;

Kahve Sadece “Kahve” Değildir

Latte İnsanı

Sade Kahve İnsanı

Espresso İnsanı

Zen…

Kahve Sadece “Kahve” Değildir

Posted on Updated on

Çocukluğunuzda arka balkondan site bahçesindeki yaşıtlarınızı gözlemlemeyi seviyorsanız, büyüdüğünüzde metro istasyonlarını, tren garları, havaalanları bir sahneye dönüşüyor… A bir de kahveciler…

zendunyasi

Ben hiçbir zaman çay insanı olmadım. Annemin çocukluğum boyunca hiç çay içirmemesinin de bunda katkısı olabilir ama kesinlikle bir kahve insanıyım. Hani o sabah kahvesini içmeden kendine gelemeyenlerden… Sırf kahvesiz yapamayacağı için detoksa başlayamayanlardan…

zendunyasi

Farkediyorum ki kahve sadece tat ve bağımlılık değil; aynı zamanda bir imaj da… Kahvenin son yıllarda geçirdiği evrimi düşünün… Dünyada yılda 400 milyar kupa kahve tüketiliyor, kahve satışları son 10 yılda 50 milyon dolar artış göstermiş.

Gazetelerde elinde kahveyle sokakta yürüyen ünlüler vardı, sabah saatlerinde Levent’te, Maslak’da etrafınıza bir bakın, hepimiz o ünlüler gibi yürüyoruz. Elinizde starbucks’ın karton bardağıyla işyerine girmeniz en az onu tüketmeniz kadar önemli. Araştırmalara göre kendinizi bir içecekle mükafatlandırmış olmakla kalmıyor, özsaygınızı açığa çıkarıp, sosyal açıdan gösteriş de yapıyorsunuz; sizin statünüzü, başarı ve elde etme duygunuzu onaylıyor.

zendunyasi

Ben kahvecilerde oturmaya bayılıyorum, sanırım bunu birçoğunuz biliyordur. Çalışmak için, buluşmalar için, hatta toplantılar için ilk tercihim. Özellikle 3. nesil kahvecilerle kahve hayatına muthiş bir de renk geldi -eleştirilecek çok fazla şey olsa da.  Hani yemekten anlamadığımız halde “bilmem nerde bilmem ne restoran açılmış, bilmem nesi müthişmiş” diye reklam mekanlar arasında koşturup durduk ya birara, simdi aynısını kahveciler için yapıyoruz. Ama itiraf edelim ki Karaköy’deki, Akaretler’deki, Moda’daki o kahvecilerin ortamı, dokusu çok çekici.

zendunyasi

Ve ben kahvemi yudumlarken etrafı izlemeyi çok seviyorum 🙂 Kimler hangi kahveyi içiyor, espresso insanı ile frappuccino insanı nasıl ayırtedilir vs vs… Mesela kafeinsiz soya sütlü latte içen bir erkekten nasıl bir cinsellik bekleyebilirsin, yada karamelli frappuccinolu kadının patronunuz olduğunu düşünebilir misiniz… Kahve tercihlerinin tat amacının ötesinde psikolojik etkilerinin olduğuyla ilgili çokça araştırma ve inceleme yazilarıları var. Onları derleyince ortaya bir yazı dizisi çıktı. Capuccino insanı, espresso insanı, sade kahveciler, hazır kahveciler, kafeinsiz soya sütlücüler. “nan fet latte”ciler 🙂 …. Bakalım siz hangisisiniz?

zendunyasi

Serinin diğer yazıları için;

Kahve Sadece “Kahve” Değildir

Latte İnsanı

Sade Kahve İnsanı

Espresso İnsanı

Zen…

“Kadın Kadındır Çiçek Babandır!”

Posted on Updated on

Bugün lazer epilasyonda indirim yapmış güzellik merkezleri. Yaşasın erkeğine güzel görünmek için tüylerinden tamamen vazgeçmeyi göze alan kadınlar! Pırlanta kolye hediyeli alışveriş kampanyaları varmış mağazalarda. Yaşasın evindeki baskıya, eşinin kaçamaklarını göz yumup, pırlanta kolyeyle mutlu olan kadınlar! Ütülerde, mutfak robotlarında, elektrik süpürgelerinde indirim varmış bugün. Yaşasın kendisinde ev işinden öte vasıf görülmeyen, ev işi emekçisi kadınlar!  Kadınların tırnaklarıyla kazıyarak aldığı hakları, canlarını orataya koyarak var ettiğı mücadeleyi ancak böyle boşaltabilirlerdi. Yaptılar… Biz de göz yumduk…

Kim bilir belki bazılarımız bugünü mücevher markalarının bize armağan ettiğini duşünüyordur. 1917’nin 8 martından habersiz, Rus kadınların başlattığı ekmek ve barış ayaklanmasının sonunda Şubat Devrimi’nin geldiğinden, sonunda oy hakkı almakla kalmayıp koca Rus İmparatorluğu’nu da yıktIklarından habersiz…

18 Mart gecesi Parisli kadınların, çocuklarını yanlarına alarak sokaklara çıkıp, Ulusal Muhafızları da ayaklandırarak tarihin ilk proletarya diktatörlüğünü kurdukarını bilsek belki kendi gücümüzü o kadar hafife almayız.

1908 yılında New York’ta 15 bini aşkın emekçi ve göçmen kadın daha az iş saati, daha yüksek ücret ve oy hakkı için yürümeleriyle başlayan, Triangle fabrikasında üzerlerine kapanan demir kapıların arkasında yakılarak öldürülen 16-23 yaş aralığındaki 123 göçmen kadın ve 23 erkeğin arkalarında hem Amerika, hem dünya işçi sınıfı için getirdikleri kazanımları (8 saatlik çalışma süresi buna dahil)  bilsek “aman bir ben miyim, tek başıma ne yapabilirim” demeyiz…

8 Mart saksıda çiçek gibi solup gidenlerin değil, dişiyle tırnağıyla, emeğiyle, kalemiyle hakkını arayan, geceleri de sokakları da isteyen kadınların günüdür. Belki Esmalar, Petra Herrera’lar,  Lakshmi Sehgal ve niceleri bize örnek olur…

Esma Mahfuz

Öyle çok geriye gitmeden daha 4 sene önce Esma Mahfuz Ocak 2011’de Tahrir Meydanı’na yaptığı Mısır’daki isyanı tetikleyen protesto çağrısıyla tanınıyor. Mısır Devrimi’nin önderlerinden biri olarak kabul edilen Mahfuz, Mısır’daki Devrimin Gençliği Koalisyonu’nun da tanınmış bir üyesi.

Asmaa-Mahfouz

Lakshmi Sehgal

Halk arasında “Komutan Lakshmi” olarak bilinen Lakshmi Sehgal, Hint bağımsızlık hareketi devrimcilerinden biri olup, Hindistan Ulusal Ordusu’nda askerlik yapmış ve daha sonra Azad Hind hükümetinde Kadın Bakanlığı görevini yürütmüştü. 1940’lı yıllarda sömürge Hindistanı’nda İngiliz Yönetimi’ni devirmek için savaşan ve tamamı kadınlardan oluşan “Jhansi Kraliçesi” Alayının komutanıydı. Jhansi Kraliçesi Alayı, İkinci Dünya Savaşı’na katılan ordular içinde yalnızca kadınlardan oluşan az sayıdaki askeri birlikten biridir ve adını da Hint tarihindeki bir diğer ünlü kadın devrimci olan, 1857 Hint İsyanı’nın önde gelen ismi Rani Lakshmibai’den almıştır.

Lakshmi-Sehgal

Nadejda Krupskaya

Birçoğumuz Nadejda Krupskaya’yı yalnızca Vladimir Lenin’in eşi olarak biliriz. Ama Nadejda, aynı zamanda Bolşevik bir devrimciydi ve kendisi de bir politikacıydı. Çarlık Rusyası’nın eğitim anlayışına karşı çikarak başladığı politik hayatında 1929’dan 1939’daki vefatına dek Sovyetler Birliği’nde Eğitim Bakanlığı Yardımcılığı dâhil çeşitli siyasi faaliyetlerde yoğun biçimde yer alırken aynı zamanda eğitim alanında da bazı görevler üstlendi. Devrimden önce, kıta genelindeki çoğu şifreli yapılan ve kod çözme işi gerektiren yazışmaları yürüten, Bolşevik Partinin yayın organı olan İskra grubunda sekreter olarak çalıştı. Görünmeyen mürekkeple şifreli mektuplar yazmak konusunda uzmandi. Devrimden sonra sosyalist eğitim sistemini geliştirdi; hayatını işçi ve köylülere yönelik, herkesin erişebileceği kütüphanelerin açılması gibi çabalarıyla, eğitim imkânlarının ıslahına adadı.

Nadezhda-Krupskaya

Constance Markievicz

Constance Markievicz (asıl adı Gore-Booth), Sinn Féin ve Fianna Fáil bünyesinde politik faaliyetlerde bulunmuş, devrimci-milliyetçi görüşe sahip bir süfrajet, aynı zamanda bir sosyalist ve İrlanda asıllı bir İngiliz kontesiydi. 1909’da erkekleri askeri taktiklerde ve ateşli silah kullanımında eğiten bir organizasyon olan Fianna-Eireann’ı kurdu. 1916 başlarında, St. Stephen’ın Yeşili’nde Michael Mallin’e komuta eden ikinci kişiydi. Liderlerinden biri olduğu 1916’daki Paskalya Ayaklanması dâhil, İrlanda’nın bağımsızlığı için yürütülen birçok mücadelenin içinde yer aldı. Ayaklanma sonrasında hücre cezasına çarptırılan yetmiş kişi arasında tek kadın oydu. Ölüm cezası aldı ancak kadın olduğu için affedildi. İlginçtir, iddia makamı “Ben zavallı bir kadınım, bir kadını vuramazsınız” diye yalvardığını ileri sürmüştür; ancak gerçekteki ifadesi, mahkeme tutanaklarında da kaydedildiği gibi, “Sizler beni vuracak kadar dürüst olabilseydiniz keşke” şeklindedir. Constance, dünyada devlet bakanı olarak görev yapan ilk kadınlardan biri olup (İrlanda Cumhuriyeti Çalışma Bakanlığı, 1919–1922) aynı zamanda İngiliz Avam Kamarası’na seçilen ilk kadındır (Aralık 1918) –hatta Constance bu makamı, Sinn Féin örgütünün sandık karşıtı politikaları uyarınca reddetmiştir.

Constance-Markievicz

Petra Herrera

Meksika Devrimi sırasında erkeklerle birlikte savaşa katılan, “soldaderas” diye bilinen kadın askerlerin en tanınmışlarından olan Petra Herrera, cinsiyetini gizleyerek “Pedro Herrera” adıyla savaşmıştır. Pedro adıyla, (örneğin köprüleri havaya uçurarak) emsal bir liderlik göstermiş ve cinsiyetini ancak bir zaman sonra açıklayabilmiştir. 30 Mayıs 1914’te İkinci Torreón Savaşı’na beraberindeki yaklaşık 400 kadınla katılmış ve bu savaştaki başarısıyla adından söz ettirmiştir. Ancak maalesef Pancho Villa bu muzafferiyeti bir kadının hesabına yazma konusunda isteksiz davranmış, Herrera’yı generalliğe terfi ettirmemiştir. Petra da buna bir tepki olarak Villa’nın ordusunu bırakmış, yalnızca kadınlardan oluşan kendi birliğini kurmuştur.

soldaderas

Blanca Canales

Blanca Canales, Porto Riko Milliyetçi Partisi’nin kadın kolları olan Özgürlüğün Kızları örgütünün kurulmasına katkı sağlayan Porto Rikolu bir milliyetçiydi. Jayuya Ayaklanması olarak bilinen, tarihte Birleşik Devletlere karşı patlak veren bir isyanın önderliğini yapan birkaç kadından biriydi. 1948yılında, “Tıkaç Yasası” veya 53 No’lu Yasa olarak bilinen yasakçı bir yasal düzenleme, bölgesel hükümete zarar verme veya hükümeti yıkmaya yönelik her türlü materyalin basılmasına, yayınlanmasına, satışına veya sergilenmesine cezai yaptırım getiriyordu. Milliyetçilerse buna bir tepki olarak, silahlı devrim başlatmaya yönelik planlar yapmaya koyuldu. 30 Ekim 1950’de, Blanca ve beraberindekiler, Blanca’nın evinde sakladığı silahları alarak Jayuya kentine girdiler ve polis merkezini ele geçirdiler. Tıkaç Yasası’na karşılık postaneyi yaktılar, telefon hatlarını kestiler ve göndere Porto Riko bayrağı çektiler. Sonrasındaysa ABD Başkanı sıkıyönetim ilan ederek kente karadan ve havadan silahlı operasyon düzenledi.  Milliyetçiler bir süre direndi ancak üç günlük direnişin sonucunda tutuklanarak ömür boyu hapse mahkum edildi. Jayuya kenti büyük zarar gördü ve bu hadise Birleşik Devletler medyası tarafından yanlı haberlerle duyuruldu. Hatta
ABD Başkanı’nın kendisi bile, bunun bir isyan değil, “Porto Rikoluların kendi aralarında çıkan bir mesele olduğunu” iddia etti.

Blanca-Canales

Nwanyeruwa

İgbo kabilesine mensup, Nijeryalı Nwanyeruwa, sömürgecilik döneminde Batı Afrika’daki İngiliz hâkimiyetine karşı ilk kayda değer mücadele olarak anılan kısa süreli savaşı başlatan kadındır. Tarih 18 Kasım 1929; Nwanyeruwa, nüfus sayım memuru Mark Emereuwa kendisine “keçilerini, koyunlarını ve insanlarını sayacaksın” dediğinde buna karşı çıktı. Bu, devletin kendisinden vergi alacağı anlamına geliyordu (ve geleneğe göre kadınlardan vergi alınmazdı). Nwanyeruwa meseleyi diğer kadınlarla tartıştı ve izleyen iki ay boyunca sürecek olan, Kadınların Savaşı olarak adlandırılan protestolar patlak verdi. Bölgenin her yerinde yirmi beş bin kadın bu eylemlere katıldı ve yeni çıkarılan vergiler ve İngilizler tarafından atanan yöneticilerin sınırsız yetkileri protesto edildi. Bunun sonucunda, kadınların durumu iyileştirildi, İngilizler vergi planlarını geri çekti ve birçok yönetici istifa ettirildi.

ABA-Women

Sophie Scholl

Alman devrimci Sophie Scholl, isimsiz el ilanları ve duvar yazılarıyla Hitler rejimine karşı direnen, pasifist Anti-Nazi mücadele oluşumu Beyaz Gül’ün kurucu üyesiydi. 1943 yılının Şubat ayında, Scholl ve beraberindeki grup üyeleri, Münih Üniversitesi’nde el ilanı dağıttıkları için tutuklandı ve giyotinle idam edildi. Aynı yıl, Münih Üniversitesi Öğrenci Manifestosu başlıklı bu el ilanının nüshaları ülke dışına kaçırıldı ve manifestonun milyonlarca kopyası, Almanya üzerinde uçan müttefik kuvvetlerin uçakları tarafından havadan dağıtıldı.

Sophie-Scholl

Celia Sanchez

Çoğumuz Fidel Castro’yu ve Che Guevara’yı tanırız ama pek azımız Celia Sanchez ismini duymuştur. Sanchez, Küba Devrimi’nin merkezindeki kadındır ve hatta kararları veren asıl kişinin o olduğu bile söylenir. 10 Mart 1952 darbesinden sonra Celia, Batista hükümetine karşı yürütülen direnişe katılmıştır. 26 Temmuz Hareketi’nin kuruculuğunu, devrim boyunca çatışma birliklerinin liderliğini yapmış, kaynak denetimini üzerine almış ve hatta Batista’nın devrilmesi için Meksika’dan Küba’ya 82 savaşçının taşınmasını içeren Granma Çıkarmasını bile o örgütlemiştir. Celia devrimden sonra da ölümüne dek Castro’nun yanında kalmaya devam etti.

Celia-Sanchez

Kathleen Neal Cleaver

Kathleen Neal Cleaver, Kara Panter Partisi üyesi ve Parti’nin karar alma birimindeki ilk kadın üyedir. Parti sözcülüğünü ve basın sekreterliğini yürütmüştür. Aynı zamanda Parti’nin hapisteki savunma sorumlusu Huey Newton’ın serbest bırakılması için yürütülen ulusal düzeydeki kampanyanın da tertipleyicisidir. Kara Panterlerin erkek egemen bir yapı olduğu iddialarının aksine, Cleaver ve Angela Davis gibi diğer kadınlar bir dönem Parti’nin üçte ikisini oluşturuyordu.

Kathleen-Neal-Cleaver

8 Mart ne ağlanacak ne de bayram edilecek bir gündür. 8 Mart bir mücadeleler tarihidir. 8 Mart’ı 8 Mart yapan işçi kadınlar, bu günü direnişlerle, grevlerle, eylemlerle, örgütlenerek ve savaşarak yarattılar. Kutsal anneler, itaatkâr kadınlar, edepli kızlar için değil bunları yıkmak için…

KADIN KADINDIR, ÇİÇEK BABANDIR !!!

Not: Çeviriye kaynak olan metin http://www.whizzpast.com adresinde yayınlanmıştır.

Zen…

Unutma Beni – Oscar ve Alzheimer Üzerine-

Posted on Updated on

still alice

Filmler başka bir dile çevirilirken neden isim değiştirir hiç anlamam. Orjinal isimleri çok daha iyi yansıtır oysa ki. “Still Alice” de öyle bence.

3 yıldır Oscar törnenlerini izlemediğim gibi filmlerin de çoğunu izlemedim. Zamanım olmadığından da değil, çoğunu izlenmeye değer bulmadığımdan… Bulduğum kısıtlı zamanı festival filmlerine ve kaçırdığım festival filmlerine ayırmayı tercih ettim. Ama Julianne Moore’a bayılırım, bir de konu alzheimer olunca izlemek farz oldu.

Öğrenci işlerinde kendi adımı unutup yazamayınca görevli alzheimera dikkat etmem gerektiğini söyleyip alay etmişti, zaten üniversite sınavında da herşey harika giderken birden hiç bilmediğim bir dilde okuyormuşum gibi olup okuduklarımın hiçbirini anlamamıştım, gözümü ne kadar açıp kapatsam da, bildiğim bütün duaları etsem de birşey değişmiyordu. Dr aşırı stres dese de, normalde fil gibi bir hafızam olsa da, ben hep ilerde alzheimer olabileceğimi düşünmüşümdür. Tuttuğum ajandaların, herşeyi kayıt altına almaya çalışmamın da altında bu yatıyor sanırım.

unutma beni

Alzheimer bana kanserden daha dramatik gelir. Ne de olsa tüm hayatımızı kendimizi, kendi düşünce sistemimizi inşaa etmeye harcıyoruz; iyi kötü anılarımızla, yaşadıklarımızla var oluyoruz… Bizi biz yapan geçmişimiz. Ve gün geliyor hepsini hızlı bir şekilde kaybediyoruz… O yüzden olsa gerek “Iris” de olduğu gibi “Unutma Beni” de de gözyaslarımı tutamadım.

still alice unutma beni

Kendini ifade edebilmek için o kadar çabalamış bir dilbilimci için kelimeleri kaybetmek son derece hazin. Kendini korumaya çalışma çabası da öyle. Henüz ellisinde, mutlu bir evliliği, güzel çocukları, başarılı bir kariyeri olan Prof. Alice Howland’dan öğreniyoruz ki o kadar yaşlı olmamıza gerek yok alzheimer için. Eğitimli olmamız işi daha da hızlandırıyor. Bu hastalık genetik olabiliyor ve çocuklarımıza aktarma olasılığımız %50. Bir de hep çocukluğumuz kalıyor bizimle…

still alice

Filmin yönetmenlerinden Richard Glatzer’e filmi çekmeye karar verdiklerinde yeni ALS teşhisi konması, çekimler başladığında artık ellerini bile kullanamaz duruma gelmesi, ajitasyon ve abartıya çok müsait olan konuyu daha sade, daha sakin, olduğu gibi anlatmalarını sağlamış.

zendunyasi

Anlatım kadar oyunculuklar da çok sade, hatta tek başına Julianne Moore götürüyor diyebilirim.

still alice kitap

Filmin uyarlandığı Lisa Genova’nın aynı isimli romanını daha önce okumadığımdan sonunun hep “kelebek dosyası”yla biteceğini düşündüm ama film burda da sadeliğinden ödün vermedi.

unutma beni kristen stewart

4 dalda Oscar adayı olan Beni Unutma, diğer dallar neyse de “en iyi kadın oyuncu” ödülünü kesinlikle hakediyor. Ve Panik Odası’ndaki çocuk oyuncu olarak adını duyduğumuz Kriten Stewart’ı artık perdede daha çok göreceğiz anlaşılan.

İyi seyirler…

Zen…