Aylar: Eylül 2013

İlk Yıllarda Çocuk Beslenmesi

Posted on

Ben bir “az yiyen çocuk” annesiyim. Daha en baştan hazır mama, biberon kabul etmemiş, ek gıdaya geçişte binbir zorluk yaşatmış ve şu son 5 gündür ağzına lokma koymayıp sadece emerek beslenmiş çocuğun annesi… Buna bir de benim organik ve doğal beslenme takıntık eklenince iş iyice sarpa sarıyor…

Tam da “bugün ne pişirsem yer acaba?” diye düşünürken anneysen.com ‘un İlk Yıllarda Çocuk Beslenmesi eğitim maili geldi.

anneysen.com SMA’nın katkılarıyla gerçekleştirdiği “İlk Yılların Hikayesi” kampanyası kapsamındaki etkinlikte ÇocukSağlığı ve Hastalıkları/Çocuk Gastroenteroloji ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Benal Büyükgebiz ile “İlk Yıllarda Çocuk Beslenmesi Eğitimi” verilecek.

Kontenjan sınırlı olduğundan, annelerin kayıt için isim, soyisim, anneysen.com üye ismi, telefon numarası ve çocuk yaşı bilgilerini egitim@anneysen.com‘a göndermeleri gerekiyor.

Tarih: 6 Ekim, Pazar

Saat: 10.30-13.30

Yer: Ritz Carlton, İstanbul

Bence keçmaz…

20130930_iyh-Beslenme_egitim_icerikZen..

Reklamlar

“Övgü Çocuklara Nasıl Zarar Veriyor?”

Posted on Updated on

compliment

Doktorunun söylediğine göre gelişimi döneminin bir hayli önünde giden Rüzgar, ailenin de ilk ve tek torunu olması nedeniyle fazlasıyla övgü alıyor. Belki de daha önce hiçbir çocuğun gelişimine tanıklık etmediğimden bana normal gelen davranışları, hareketleri evde, dışarda ilgi çekip alkışlanıyor. “ne var bunda, hep yapıyor” gibi bir tavır takındığımda çocuğuna ilgi göstemeyen, takdir etmeyen muşmula anne izlenimi yaratıyorum.

Son dönemlerde Rüzgar alkışlanmaya, “harikasın, süpersin, bravo Rüzgar’a” gibi övgülere o kadar alıştı ki, 2 kaşık fazla yediğinde, hep yaptığı yapbozu tamamladığında, birkaç lego fazla birleştirdiğinde hatta abartıp 2 çizgi çizdiğinde bile bunları duymak istiyor. Bu da beni endişelendiriyor.

Tam da bunları araştırırken gelen Özgür Bolat‘in kaleme aldığı yazı ilgimi çekti, sizinle de paylaşayım istedim.

ÖVGÜ ÇOCUKLARA NASIL ZARAR VERİYOR?

Yıl, 1957. Yer, Yale Üniversitesi psikoloji laboratuarı.

Prof. Curt Richter, fareleri tek tek içi su dolu kaplara koyuyor.

Fareler yüzerek kurtulmaya çalışıyor. Ama maalesef fareler yoruluyor ve boğularak can veriyor.

Prof. Richter, farelerin ortalama 15 dakika yüzdüğünü keşfediyor.

Deneyin ikinci kısmında, bir grup yeni fareyi tekrar suya bırakıyor ama bu sefer 15 dakika dolmadan önce kabın su miktarını artırıyor.

Su miktarı artınca fareler yüzerek kabın dışına çıkıp boğulmaktan kurtuluyor. Yani, Richter bu farelerde “Ben başardım” duygusu yaratıyor.

Daha sonra aynı fareleri tekrar su dolu kaba koyuyor. Sizce “Ben başardım” duygusuna sahip fareler, bu sefer ne kadar yüzmüştür?

Normalde 15 dakika yüzen fareler bu sefer tam 72 saat yüzüyor.

Neden?

Çünkü bu fareler biliyor ki başarı onların kontrolü altında. “Başarı benim kontrolümde” duygusu da çabayı ve azmi getiriyor.

Aynı şekilde bu duyguya sahip çocuk inanılmaz azimli oluyor. Övgü, çocuklarda “başarı benim kontrolümde” duygusu yaratır mı?

BAĞIMLILIK DUYGUSU

Sanılanın aksine övmek, çocuğun elinden kontrol duygusunu alıyor ve güçsüzlük duygusu yaratıyor.

Sürekli övülen çocuk ailesinin ya da öğretmenin yargılarına bağımlı hale geliyor. Kendi özdeğerlendirmesini yapamıyor. Kendi yargısını oluşturamıyor.

Değerlendirme işini övgüyü sunana bırakıyor. Ona bağımlı oluyor.

Bağımlılık duygusu da “Başarı ölçütleri benim değil, ailemin/öğretmenimin kontrolünde” düşüncesi yaratıyor.

Aile ya da öğretmen güzel derse mutlu oluyor, kötü derse mutsuz oluyor. Kendisini değerlendirme özgürlüğü elinden alınıyor.

SAĞLIKLI AYRILMA

Aslında bir ailenin en büyük görevi, kendine bağımlı olan çocuğu en sağlıklı şekilde bağımsız hale getirmek. Ama övgü bu bağımlılığı daha da artırıyor.

Yargıda bulunan taraf güçlü durumda oluyor. Aile çocuğu överek aslında bir güç dengesi yaratıyor. Çocuğa ben güçlüyüm, sen güçsüzsün mesajı veriyor.

Övgü bir nevi çocukları aşağılıyor.

İLİŞKİLER

Övgü aslında ilişkileri de bozuyor.

En fazla övgü sunan aileler, aynı zamanda en fazla eleştiren aileler.

Çünkü her ikisinin özünde de kontrol etme ve bağımlılık yaratma dürtüsü var.

Hatta bazı aileler çocuklarının utangaç olduğunu zannederken, onların arkadaşları arasında çok sosyal olduğunu gözlemler.

Neden? Çünkü çocuk ailesinin yanında yargılandığı (olumlu ya da olumsuz) için, çok konuşmuyor

VASAT İŞ BEKLENTİSİ

Sürekli övgüde bulunan aile ya da öğretmen bazen vasat işleri de övüyor. Bu da çocukta tavan etkisi yaratır. Yani çocuk “Benim sıradan işim övülüyorsa, benim yapabileceğim en iyi iş bu.” diye düşünüyor.

Ya da çocuk en üst sınırını biliyorsa ama vasat iş övülüyorsa, vasat işler yaparak durumu idare edebileceğini düşünüyor. Daha iyi yapmayı bırakıyor.

Peki, övmek yerine ne yapmalı?

TANIKLIK SİSTEMİ

Övmek yerine, sadece çocuğun yaptığını görmek ve onu söylemek gerekiyor.
Başka bir deyişle, Doğan Hoca’nın (Cüceloğlu) deyimiyle sadece ona tanıklık etmek gerekiyor.

“Bülent çok çalıştı” demek yerine, “Bülent bir haftadır odasında çalıştı” demeli.

“Çok” sözcüğü bir övgüdür. Ama ikinci cümle sadece tanıklıktır. Ben senin ne yaptığını gördüm, mesajı verir.

“Taylan çok güzel masayı topladı.” demek övgüdür, “Babası bak, Taylan masayı topladı.” demek tanıklıktır. Övgüsüzdür ve olanı olduğu gibi söylemektir.

Övgü çocuğun elinden kontrolü alır ve onu güçsüzleştirir, ama tanıklık kontrolü ona verir.

Kontrolü kendinde hisseden çocuğu da kimse durduramaz.”

Zen’in Çikolatalı Keki

Posted on Updated on

Hava bu kadar kapalıyken, insanın içinden dışarı çıkmak falan gelmiyorken yapılabilecek en güzel şey fırına bir kek atıp, bir de romantik film seçmektir. Hiçbir şey sıcacık pamuk gibi bir kek ve yanında bir fincan süt ile film izlemenin yerini alamaz…

Zamanım az olduğunda ilk aklıma gelen beni uğraştırmayacak ve bir klasiğim olan “çikolatalı kek”im.

Malzemeler

2,5 su bardağı un

1 su bardağı şeker ( biraz daha şekerli olmasını istiyorsanız şeker miktarını arttirabilirsiniz; ben az şekerli seviyorum ve Rüzgar’a yapmıyorsam yumusak olsun diye esmer şeker kullanmıyorum. Esmer şeker kurabiyede süper ama kekde olmuyor)

4 yumurta

Yarım su bardağı kefir yada süt

1 paket krema

225 gr tereyağ

200 gr kadar sütlü çikolata

1 paket kakao

1 çay kaşığı karbonat (ben kabartma tozu yerine karbonat tercih ediyorum, siz 1 paket kabartma tozu da kullanabilirsiniz)

vanilya

1 çay kaşığından az tuz

Yapılışı

Fırını önceden 170 C’ye ısıtıyorum (fırını çikolatayı erittikten sonra da açabilirsiniz ama unutmamak için en başta açmak en garantisi)

Kek kalıbını önceden yağlayıp hazır tutuyorum. Parmak uçlarına sarılan bir parça streç film yağlama işini kolaylaştırıyor.

20130918-180018.jpg

Çikolataları ince ince doğrayıp benmarie usulü biraz yumuşatıyorum. Aslında ısınmış kremayı üzerlerine döküp spatula ile karıştırarak eritmek çikolatanın yapısını daha iyi korumasını sağlasa da yumuşatma yöntemi daha kolay geldi bugün için.

20130918-180027.jpg

 

20130918-180042.jpg

Kremayı, daha sonra çikolatayi üzerine ekleyeceğinizi göz önüne alarak biraz büyük bir kapta ısıtıyorum ama kaynatmıyorum.

20130918-180100.jpg

Sonra üzerine çikolatayı döküp spatula ile karıştırıp tamamını eritiyorum.

20130918-180114.jpg

Sonra da kefiri ekliyorum. Siz isterseniz süt kullanın ama kefir hem keki yumuşak yapıyor, hamur olmasını engelliyor, hem de tadında fark yaratıyor. Bugünlerde Rüzgar’ın da favorisi olduğundan evde fazlasıyla bulunuyor. Krema da kullanmayacaksanız toplamda 1 bardak süt yeterli olur.

20130918-180123.jpg

 

Un ve şekeri eleyip, karbonat ve tuzu ekliyorum. Kek de gözeneklerin eşit dağilmasını sağladığından eleme işlemini atlamamak gerekiyor. Neticede yumuşak bir kek istiyoruz.

20130918-180052.jpg

Tereyağı ve şekeri mixer yardımıyla çırpıp, yumurtaları teker teker ekleyip çırpmaya devam ediyorum. Ve en son vanilyayi ekliyorum. Vanilya, kabartma tozu, karbonat gibi malzemeleri en son ve havayla temas etmeyecek şekilde eklemeyi tercih ediyorum; etkinliğini koruması açısından. Bunu büyük bir kapta yapıyorum ki bütün malzemeleri bu kapta toplayacağım.

20130918-180132.jpg

 

Un karışımını yavaş yavaş, karıştırdıkça bu kaba ekliyorum ekliyorum. Sonra da çikolata karışımını.

20130918-180139.jpg

Karışım homojen bir kıvama geldikten sonra kaba boşaltıp fırına veriyorum. İyi kabarması açısından çok karıştırmıyorum.

zen'in cikolatali keki

Fırın sıcaklığı: 170 C

Süre: 50 dk

Sonuç yumuşacık çikolatalı bir lezzet.

zen'in cikolatali keki

Zen’in meşhur çikolatalı keki bu kadar kolay…

Afiyet olsun =)

Zen…