Aylar: Haziran 2014

Emzirme ve Ötesi

Posted on Updated on

zendunyasi, emzirme

Bir süredir memeden kesme üzerine sorular geliyor. Bu benim için öylesine zorlu bir süreçti ki neresinden başlayıp yazacağımı bilemedim. En iyisinin baştan başlamak olduğuna karar verdim.

10 saat sancı çekmeme, annemin ne olur sezeryane alın diye yalvarmasına rağmen direnip normal doğum yapan biri olarak emzirmenin sorun olabileceğini hiç düşünmemiştim. Öyle ki bunun sorun olduğundan bile haberim yoktu. Bebeği kucağına alırsın ve emzirirsin; herşey işte bu kadar basittir. Bütün filmlerde öyle oluyordu. Hiç kimse de bana deneyimini anlatmamıştı. Hem ben doğuma hazırlık kurslarında gayet iyi ders dinleyip, bütün konulara çalışmıştım.

Bizim için de herşey çok normal başladı.  Özgür Rüzgar çok sağlıklı, cin gibi bir bebekti ve çok iştahlıydı. Sürekli emmek istiyordu. Kursta “3 saatte bir mutlaka emzirin” denmişti, hemşiremiz, doktorumuz hepsi öyle söylemişti. Yani arada sırada da olsa 3 saat emmeden dayanabiliyor olması gerekiyordu. Ama Rüzgar’ın kucağımdan yatağına konmaya bile tahammülü yoktu. Ve daha 2. hafta meme ucu çatlağı oldum. Herkes yine de emzirmemi söylüyordu. Emzirmemek için annemle, Özgür’le kavga ediyordum. Sağarak vermeyi tercih ettim, hamileyken Amerika’dan güçlü elektrikli bir pompa almıştım. Ama  sağmama rağmen yine de mastit oldu. Herşey gitgide kabusa dönüyordu. Filmlerde bu sahneler hep soft ve romantikken ben baya baya acı çekiyordum; hem fiziksel, hem ruhsal… Daha 1 ay olmadan bir de sütüm azaldı tam oldu…

Doktorumuz günde 3×30 cc mama verdi. Herşeyin en kötüsü işte buydu. Daha el kadar, bebeğime yapay mama verecektim, daha yeni oluşan hücrelerinin yapı taşı yapay mama olacaktı.  Ne seneryolar yazdım kafamda anlatamam. Ona mama verirken ne kadar ağladığımı, nasıl acı çektiğimi bir ben bilirim. En doğal, en organik, en güvenilir mama hangisi nerden bilecektim, sütüm nasıl artacaktı hepsi ayrı ayrı problemdi. Tez çalışır gibi araştırıyordum. Herkese ne kadar sütün var, ne yiyorsun, ne içiyorsun, ne kadar mama veriyorsun diye takıntılı bir şekilde sorup duruyordum. Bu konuda sosyal ağlarda emzirme gibi konularda ahkam kesen kişilerin aslında hiçbir şey bilmediğini gördüm. Aç olduğunu düşünmüyorsam mama miktarını 2’ye 1’e düşürüyordum. Uyuduğu saatlerde hastane tipi pompayla sağıyordum. Mamayı da memeden uzaklaşmasın, kolaya kaçmasın diye kadeh ve kaşık biberonla veriyordum. Bu arada sütümü arttıran en etkili şey de Amerikan ve İsveç sağlık sitelerinde okuduğum malt tabletleri oldu.

emzirme

Birkaç hafta daha böyle giderken, mamayı neredeyse kesmişken Rüzgar birden memelerden birini almak istemedi. Problemler bitmek bilmiyordu. Benimle aynı dönem doğum yapan Amerika’lı bir bloggerın yazısında bir biberon görmüştüm. Memeyi reddeden kızının tekrar emmeye başladığını anlatıyordu. Arayıp buldum o biberonu ve işe yaradı sanırım.

3 ayın sonunda artık nihayet mamayı kesmiş düzgün bir şekilde emziriyordum. O ilk 3 ayın acısını çıkarırcasına 22 ay da fazlasıyla, ne zaman isterse, nerde isterse emzirdim. En şık restoranlarda, partilerde, Alaçatı’da sorf yaparken boarddan inip, Carmel’de herkes romantik bir şekilde okyanusu seyrederken, Bozcaada’da gün batımını izlerken, La Jolla’nın sosyetik insanlarının içinde, Malibu’da board üzerinde…  Bakışlara hiç aldırmadan….

zendunyasi

Ama öyle bir noktaya geldik ki herkes Rüzgar’ın yeme, uyku sorunlarını emmesine bağladı; doktorları bile. Hiç emzik almamıştı ama beni emzik gibi kullanıyordu. Hem doktorumuz Demet Hanım hem destek aldığımız Norma Razon birden değil azaltarak kesmemizi önerdi. Memeden kesme gündeme geldikten sonra 4 ay direndim, yapamadım. Bıraktığımızda bebeğim büyüyecek gibi geliyordu, aramızdaki o tarif edilemez bağ kopacak gibi geliyordu. Emzirirken ki sohbetlerimizi bir daha yapamayacaktık.

Ve bir gün Özgür gelip İtalya’ya gidiyoruz tatile dedi. Roma-Floransa-Toscana tatili planlamıştı; “Rüzgar’sız”… Biz İtalya’ya gideceğiz, Rüzgar annannede kalacak, böylelikle doğal olarak memeden de kesilecekti. Sonlara gelmistik artık, her defasında bu anları bir daha yaşayamayacağız diye hüzünleniyordum. Alanya’ya gittik anneme, ben ilk gün yapamadım, hazır değildim. 2. gün gece uzun uzun seyrettim, ağladım ve çok hüzünlü bir şekilde sabah emzirdikten sonra bir daha vermedim. Annanne ve teyze denizde, plajda, sokakta oyalamak için ellerinden geleni yaptılar. Ne zaman istese dikkatini dağıttık. İlk gün koşturmayla ne olduğunu o da ben de anlayamadık. Göğüslerimi sargı beziyle sıkı sıkı sardım, hiç medikal birşeyler kullanmadım, sıvıyı çok az tükettim, süt yapıcı şeyleri yemedim. Zor olan gece ve 2. gün oldu. Artık çok fazla süt birikmişti mecburen biraz biraz sağdım. 3. gün süt pompam ve ben Roma’daydık. Aklım hep Rüzgar’daydı. Özgür de ben de nerde çocuk görsek duygusallaşıyorduk, pusetlerdeki bütün çocukları sevmek istiyorduk. Her telefon görüşmemizden sonra kötü oluyorduk. O da annanne, teyze, büyük teyzeyle çok iyi zaman geçirse de beni çok özlemiş.  Döndüğümüzde artık emme durumu sonlanmıştı.

Evet herşeyi sabit tutup sadece 1 şeyi değiştirmek gerek. Doktorumuz da ısrarla bunu söyledi ama biz başka türlü bu süreci atlatamazdık. Döndüğümüzde acaba bir travmaya neden olduk mu diye Bülent Madi ve Aslı Sazcı ile de görüştük, içimiz rahatladı.

Bizim için bir dönem böyle kapandı. Evet rahatladım ama ne yalan söyleyeyim bazen çok özlüyorum. Emzirirken ki fotograf ve videolarımızı izleyip özlem gideriyorum…

Zen…

Reklamlar

Kestane Unundan Şekersiz Muffin

Posted on Updated on

kestane unundan kek

Kendini Nisan sanan Haziran’da günlerdir güneşi göremeyince biz de yağmurun tadını çıkarmaya karar verdik. Yağmurlu havalara en çok yakışan da kek bence. Geçen günkü kurabiyelerden kalan kestane ununu da kullanarak muffin yaptım. Hem bu havalarda canı sıkılan Rüzgar’ı da biraz keyiflendir diye düşündüm.

İçindekiler

-250gr kestane unu

-3/4 su bardağı bal ( daha az da kullanılabilirmiş, biraz tatlı oldu)

-Silinir şeklindeki tereyağı kalıplarından 2 parmak kalınlığında yumuşak, minik minik doğranmış tereyağı (bal kullandığım için karışımı daha da sıvılaştırmasın diye sıvı yağ kullanmadım)

-Yarım su bardağı yoğurt

-2 yumurta

-1 paket kabartma tozu

-Çikolata parçaları, ceviz, kuru kayısı, incir

Hazırlanışı

Yoğurt, bal, ve yumurtaları birlikte biraz çırpıyoruz.

Kestane unu ve kabartma tozunu ekleyip biraz daha karıştırıyoruz.

Sonra tereyağını ekleyip tereyağı eriyip kaybolana kadar çırpıyoruz.

Son olarak da muffini renklendirsin diye katacağımız malzemeleri ekleyip şöyle bir çeviriyoruz.

Fırın sıcaklığı: 180 derece

Pişirme süresi: 20-25 dk

Not: Kestane unu glutensiz olduğu için çok kabarmıyor.

Glutensiz, şekersiz muffinleriniz hazır. Afiyet olsun …

Zen…

 

 

 

 

Ekşi Erik Soslu Gelincik Balığı – Gaya Kon Avramila

Posted on Updated on

eksi erik soslu gelincik baligi

Yahudi, Ermeni, Rum restoranları, daha doğrusu İstanbul mutfağını yansıtan lokantalar ne olur kapanmasın… Kültürel gerekliliğini, şehrin özündeki yerlerini uzun uzun yazmak haddime değil ama “gaya” yemek istediğinizde artık kimse yapmayınca mecbur evde pişirmek gerekiyor.

Geçen gün Eatly’de gelincik, nam-ı diğer gaya görünce Özgür hemen atladı. Malum artık pek tutulmuyor. Kendisini çirkin diye kimse yemiyor. Oysa çirkin mirkin bizim balığımız, bildiğin Akdenizli. Öyle çiftlik falan değil. Hem de yaz balığı. Yazın deniz balığı bulmakda zorlanırsanız deneyin. Ha bir de bütün çirkin balıklar gibi lezzetli =) Kendisi bir kayabalığı-yılan karışımına benzese de aslında mezgitgillerden.

gelincik baligi

Şimdi bu balığın nasıl pişirileceğine gelirsek; öyle unlayıp tavada falan kızartıp da ziyan etmeyin. Farklı lezzetler deneyin. Farklı dediğim bizim için farklı. Yoksa gaya kon avramila yahudi mutfağının güzel bir yemeği. Zamanında balıkçılar gaya yakaladıklarında “gayacı geldi maadaaamm” diye Yahudi mahallelerinde dolaşırlarmış.

Gerekli Malzemeler

– 1 kg gelincik balığı

– Yarım kg yeşil erik (orjinali çakal erikle)

– Yarım çay bardağı zeytin yağı

-1 çay kaşığı şeker

Hazırlanışı

Önce balıkların derisini soyun. En zor kısmı bu. Ama bütün olarak çıkıyor. Tulum çıkarmanın yolunu bulursanız işiniz kolaylaşıyor. Sonra kemiğini çıkarın. Kemiğini diyorum çünkü bildiğiniz sert kemik, öyle kılçık değil. Ne de olsa kendisi saldırgan bir balık.

Sonra erikleri yıkayıp yarım su bardağı suyla pişirin. Su eriklerin tencereye yapışmasını önleyecek kadar az olsa yeter. Piştikten sonra ya soğumasını bekleyip çekirdekleri tek tek çıkarın ya da benim gibi tembellik yapıp süzgeçte ezin. Ama süzgeçte ezince çogu süzgecin üzerinde kalıyor.

erik soslu gaya

Sonra sosu tavaya koyup yarım çay bardağı zeytin yağını ve şekeri ilave edin. Isınınca balikları ekleyip 10 dk pişirin.

Ben biraz yeşillik ekledim, görsel için.

Afiyet olsun…

Zen…

 

Kestane Unundan Bademli Kurabiye

Posted on Updated on

kestane unundan kurabiye

Kestane unu bu kış favorimdi. Çorbasını bile yaptım, enfes oluyor. Bu da defalarca deneyip sonunda ideal kıvamı tutturduğum benim kestane unundan bademli kurabiyem.

Daha önce şeker kullanmamak için pekmez ve bal kullandım ama kıvamı tutmadı bir türlü. Denemeler sonunda şöyle bir reçete ortaya çıktı:

– 2 su bardağı kestane unu

-1 su bardağı toz badem

-Yarım su bardağı pudra şekeri

– silindir şeklindeki tereyağ kalıplarından 2 parmak kalınlığında tereyağ, küp küp doğranmış olsun.

-1 yumurta sarısı

Hazırlanışı

Fırını 180 dereceye ısıtın.

Kestane unu, pudra şekeri ve bademi bir kapta karıştırın.

Toz karışımın ortasını açıp yumurta sarısı ve tereyağ parçalarını ekleyin ve yoğurun.

Biraz kalınca şekil verip aralıklı dizin. Çünkü pişerken yayılıyor.

Fırın sıcasklığı: 180 derece

Pişirme süresi: 20-25 dk

kestane unundan kurabiye

Püf Noktaları:

Yumurta oda sıcakliğında olsun

Bademi çok fazla çekmeyin, yağını bırakmasın. Yarı yarıya badem/fındık kullanabilirsiniz ama dikkatli olun fındık çok daha fazla yağını bırakıyor.

Tereyağı küpler halinde doğranmış olsun

Turboda pişirmeyin!

Afiyet olsun =)

Zen…

Pastel Floransa

Posted on Updated on

floransa

Başlamışken seriyi tamamlayayım dedim. Bu tatilimizin son rotası Floransa’ydı. Cortona’dan zorla ayrıldıktan sonra yine alternatif güzergahlar üzerinden Floransa’ya doğru yol aldık. Uçsuz bucaksız yeşilin ardından bizi Frenze’nin pastel tonları karşıladı. Cortona’da olduğu gibi burda da birçok yere araç girmiyor. Kaldığımız otel Hotel Fiorino tam da Uffizi’nin yanında,  Palazzo Vecchio’nun dibinde olduğu için araç girişi kesinlikle yasaktı. Ama otele plakanızı verip siz bavulları indirene kadar izin alabiliyorsunuz. Tabi kentin yerlileri sizi sürekli “araç yasak” diye uyarıyor. Şanslıysanız Lungarno della Zecca Vecchia üzerinde park için yer bulabilirsiniz, ama bu ihtimal imkansıza yakın. O yüzden boşuna etrafta dolaşıp zaman kaybetmeyin, bölgenin dışındaki otoparka gidin. Otopark bölgeye yürüyerek 45dk.

Otel konusuna gelirsek, konumunun süper olması haricinde hizmet kötüydü. Tavsiye etmem, o paraya değmez.

hotel fiorino

Floransa da bir nehir şehri. Arno nehri şehri 2 ye ayırmış. Ziyaret edilecek noktaların çoğu Roma’da olduğu gibi bir tarafta toplanmış, kuzeyde.

floransa

Yine Roma’da olduğu gibi birçok köprüyle nehrin iki yakası birbirine bağlanıyor. Bunlardan en meşhuru da II. Dünya Savaşı’dan sağlam çıkan tek köprü olan ve Floransa diyince ilk akla gelen Ponte Vecchio.

floransa ponte vecchio

ponte vecchio

Burası tam olarak Kapalı Çarşı’yı anımsatıyor, kuyumcular, dericiler falan. Deri alacaksanız yeri Floransa. Gucci’nin falan merkezinin burda olması boşuna değil. Burda biraz Via por Santa Maria- Guicciardini arasında dolaşıp mağazalara bakabilirsiniz.

floransa

Floransa tam anlamıyla bir öğrenci şehri. Ucuz, küçük ve çok fazla sanatsal aktivite var. Öncelikle, güzel sanatlar okuyan herkesin gelip gezmesi gereken bir şehir. Gece bütün piazzalarda, köşebaşlarında öğrenci gruplarını görüyorsunuz. Ama onun haricinde pek de eğlenceli bir yer değil. Kaldığımız 2 gün bile beni sıktı diyebilirim.

Floransa’nın en güzel yanı müzeleri. Gece bile müze gezebiliyorsunuz .

floransa

Rönesansın birçok önemli eserini burda bulabilirsiniz. Ortaçağın önemli ticari ve finans merkezi olmasından sonra rönesansda da önemli yer edinmiş bir kent. Müzelerinden en önemlisi de Uffizi. Uffizi dünyadaki en eski ve en ünlü sanat müzelerinden. U şeklindeki müzede Medici ailesinin koleksiyonu sergileniyor. Yani orda gördüğünüz bütün eserler onlara ait. Frenze’deki en ünlü yer olunca ziyaretçisi de çok oluyor tabi. Kaldığımız otelin hemen Uffizi’nin yanında olmasına, sabahın 8’inde sıraya girmiş olmamıza rağmen içeri girmek için 2 saatten fazla bekledik -ki 5 saati bulabiliyormuş.

uffizi

uffizi

Bu kolidor yanıltmasın, Vassari değil. Uffuzinin bloglarını birbirine bağlayan kolidor. Internetten baktığımda Vassari Corridor diye birçok insan burayı yazmış. Hatta burayı Vassari diye gezenler vardı. Vassari Corridor Uffuzi ile Palazzo Pitti’yi birbirine bağlayan kolidor ki sadece çok özel ziyaretlere açık.

Biraz nefes almak isterseniz Uffizi’nin terasindaki cafede soluklanabilirsiniz.

uffizi

Uffizi haricinde gezilecek yerlere gelirsek, şöyle haritadan daha iyi anlaşılır sanırım.

floransa_harita

Görüldüğü gibi pek de fazla birşey yapmanıza gerek yok, gezerken hepsi karşınıza çıkıyor. Roma’da yaptığım gibi size bir güzergah çizecek olsam şöyle olurdu; (müze ziyaretleri hariç demem de yarar var, ne de olsa herkesin ilgisini çeken müze farklı oluyor) Çizdiğim rota biraz farklı ve zaman öncelikli olacak.

-Öncelikle Ponte Vecchio’ yu görün. Burda biraz Via por Santa Maria- Guicciardini arasında dolaşıp mağazalara bakabilirsiniz.

floransa

-Ordan Uffizi’nin önünden geçerek Piazza della Signoria‘ya gelin. Floransa’nın en önemli meydanlarından biri. Meydanda Michael Angelo’nun “David” inin bir kopyası bulunuyor. Yanında da Bandinelli’in “Herkül ve Cacus”, Ammannati’nin “Nettuno” sı var.

piazza_della_signoria

david heykeli_floransa

Belediye binası olan Vecchio Sarayı Palazzo Vecchio da burada. Ve yine burada da bir süre Mediciler oturmuş =)

palazzo vecchio

-Meydanda zaman geçirdikten sonra sokakların keyfini çıkararak Piazza Santa Maria Novella‘ya doğru yürüyün.

maria_novella_basilicali

-Gotik tarzdaki bu kiliseden sonra Basilica di San Lorenzoya doğru yürüyün. Cappelle Medicee de burada. 

-Medici Şapel’inin yakınında Duomo ismiyle bilinen meşhur Katedral var. San Miniato al Monte, Battistero di San Giovanni, Giotto CampanileMuseo dell’Opera hepsi Piazza del Duomo‘da. Gezi rehberlerinde herbiri ayrı ayrı, uzun uzun anlatılan yapıların hepsi bir arada, bir bütün halinde. Herşey o kadar ahenk içindeki ayırtetmek zor.

duomo

duomo_frenze

IMG_3284

IMG_7758

-Duomo’nun kuzeyine doğru yürüyüp Accademia‘yi ziyaret edebilirsiniz. Yada güneye doğru yürüyüp Museo del Bargello‘ya çıkabilirsiniz.

museo_del_bargello

-Hedefimiz Piazzale Michelangelo. Bu nedenle Bargello’dan sonra Basilica di Santa Croce’u da görmek gerekiyor. Basilica di Santa Croce‘da Galileo, Michelangelo, Machiavelli, Dante ve diğer önemli birçok insanın anıt mezarının bulunuyor.

basilica_di_santa_croce

-Şimdi köprüden geçip Piazzale Michelangelo‘ya gidebiliriz. Söylemem gerekir ki o dolambaçlı yoldan tırmanmak biraz zorlu. Yol tırman tırman bitmek bilmiyor. Ama çıkınca anlıyorsunuz ki o manzaraya değer. Meydandan Floransa’yı panaromik olarak izleyebiliyorsunuz. Katedral, Giotto Campanile, Palazzo Vecchio, Santa Croce Basilikası sanki görüntü de öne çıkabilmek birbirleriyle yarışıyorlar.

IMG_7670

-Biz buraya Giardino di Boboli‘den geçerek geldik. Floransa için fazla zamanımız olduğu için biz çok sistemli gezmedik. Size çizdiğim rota daha rahat ve zaman eksenli. 1 günde görülecek her yeri fazlasıyla görmüş oluyorsunuz.

boboli_floransa

floransa

zendunyasi_floransa

 

Gezerken Dikkat Edilecek Noktalar

Seyehatlerde araç kiralamak bir problem. Rent a carlar resmen “ne koparsak kardır” sistemi üzerine kurulmuş. Ben öncelikle avis‘le yaşadığımız sorunlara değineyim. Los Angeles’a giderken aracımızı önceden kiralamıştık. Büyük bir kurum oldukları için Avis’den kiraladık. Gittiğimizde üzerine 54 $ daha verirsek en büyük araçlarını vereceklerini söylediler. Hergün için mi dedik, 2 haftalık toplam sürede diye açıklama yaptılar. Ödememizi yaptık, teslim ettiğimizde hergün için o paranın çekildiğini gördük. Döndükten sonraki görüşmelerimiz neticesinde yanlışlık olduğunu söyleyip paramızı iade ettiler. Üzerinde durmasak o parayı almış olacaklardı. Roma’da da çok yoğun ve Italya’da resmi tatil olan bir döneme rastladığı için birçok yerde Özgür’ün istediği araçlar kalmamıştı ve yine Avis’den kiralamak zorunda kaldık. Depoyu dolu olarak ödeme yaptık ama araç geldiğinde depoda çok az benzin vardı. Görevli kontratın üzerine yazdı ve teslimde iade edileceğini söyledi. Iade ederken sorun oldu tabii. Neyseki Özgür göstergelerin falan fotografını çekmişti. Adamın el yazısı, kartı falan da olunca döndükten sonra  zorla da olsa paramızı iade ettiler.  Yani siz siz olun dikkat edin. Buarada Roma’da rent a car firmalarının çoğu Via Sardegna’da.

Böylelikle seriyi tamamlamış bulunuyorum, herkese iyi seyirler =)

Zen…

Ortaçağ’a Yolculuk – Cortona

Posted on Updated on

cortona

Benim İtalya’da en çok merak ettiğim bölge Toscana’ydı. Çünkü benim için gerçek İtalya Milano’dan ziyade kırsal, pastel tonlardaki köy hayatıydi; defalarca festival filmlerinde izlediğim. Ama Toscana öylesine güzel, öylesine doğal ve öylesine büyük ki orası için başlıbaşına bir tatil programı yapmak gerekir. Bizimse 2 günümüz vardı. Ve bunu doya doya Cortona da geçirmek istedik. Toscana’nın en eski kasabalarından olan Cortona, liseye başladığım yıl izlediğim La Vita e Bella ‘dan sonra hep hayalimdi. 

Bizim güzergahımız Roma’dan Floransa’ya doğru olduğu için bu güzergahı tren yada hızli trenle değil de arabayla katetmek güzel olacaktı.  Tabi bir de Özgür’ün o uçsuz bucaksız yeşillikler arasındaki yolda audi kullanma isteği var =) ( avis ‘in amerika’dan sonra italya’da da bize yasattığı sorunu italya’ notlarının sonunda ayrıntılı anlatacağım ki tuzaklarına düşmeyin.)

Araba kiralamak istemiyorsanız termini’den tren seferleri de var. Ama inanın bana o yolu arabayla katetmek harika. İstediğiniz zaman yoldan çıkıp İtalyan köyleri arasında kaybolabilirsiniz. Bizim yolculuğumuz bu nedenle saatlerce uzadı. Ama Orte’nin, Orvieto’nun cazibesi karşısında yoldan çıkmamak mümkün olmuyor.

orte

Cortona’da otel ararken dikkatimi çekmişti, merkezdeki oteller haritada bir bölgede toplanmıştı, diğerleri daha uzak bir mesafede dağılmış daha büyük oteller yada pansiyon tipi otellerdi. Cortona’ya vardığımızda nedenini anladım.

cortona

cortona

Cortona, dağın tepesine kurulmuş, surlar içerisinde, M.Ö 600’lerden kalma, bir ortaçağ kenti görünümünde.  Dolambaçlı virajlı yoldan çıktığımızda muhteşem bir manzarayla karşılaştık. Manzaranın etkisinden kurtulup etrafımıza baktığımızda yoğun bir trafik olduğunu, herkesin park yeri aradığını farkettik. Anladık ki surların içine araç girmesi yasak. İçeriye sadece kasabanın içerisindeki dükkanlara, otellere mal getiren araçlar ve orda yaşayanların araçları kısa süreliğine girebiliyor.

cortona

Kasabanın kapısından girip, daracık yokuşu çıkarken burnunuza resmen ortaçağ kokusu geliyor. Başka bir dünyaya adım attığınızı anlıyorsunuz. Kalacağımız otel Otel Italia tam da o yokuşun tepesinde, meydandaydı. Resepsiyonist oda anahtarımızın yanında bir anahtar daha verdi. Otelin anahtarını. Geç gelecek olursak diye. Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim, otelin ev yapımı kruvasanları ve kendi peynirleri inanılmazdı. Otel yemek pişirme, şarap tadım gibi farklı paketler de içerdiğinden bu konuda oldukça iyiler.

cortona kruvasan

otel italia

Gittiğimiz tarih tam da Italya’nın kurtuluş günü tatiline geldiği için sokaklar Roma’da da olduğu gibi inanılmaz kalabalıktı. Zaten bu tarihlerde otel bulmak da çok zor olmuştu, ama bu kadar kalabalığı beklemiyordum açıkçası. Cortona bizim Bozcaada’mız gibi. Yabancı turist yok denecek kadar az, kendi mudavimleri var, hayranları var.

cortona

cortona

cortona

Dolaşırken bütün sokaklara girmek istiyorsunuz, hepsi o kadar güzel ki… Bir de kendine özgü bir kokusu var, sizi gotik dönemlerde hissettiren.. Ve 2600 yıllık tarihine rağmen yaşayan bir kasaba olması da ayrı bir güzel…

cortona

cortona

cortona

Cortona

cortona

cortona

Daracık sokaklardaki merdivenlerden çıkarken yüzyıllar arasında yolculuğa çıkıyorsunuz, bazen göge kadar çıkabilirmişsiniz gibi hissediyorsunuz…

cortona

cortona

cortona

Herşey o kadar tarihi ki antikacı bile sıradan bir dükkan gibi görünüyor.

cortona

Toscana toprakları o kadar bereketli, o kadar verimli ki yetiştirilen her ürün ayrı lezzetli. Sanki daha önce yediğiniz herşey sahte, hepsi yapay.

cortona

cortona

Bu kadar lezzet arasında restauranların ekstra birşey yapmasına gerek yok, sofraya ne gelse enfes. Fiyatlarsa lezzetle kıyaslanamayacak kadar ucuz. Örneğin Toscana’nın kendi peynirlerinden yapılmış bir pizzanın fiyatı 5 euro. Şarap deseniz en alası Toscana’da zaten. O yüzden rahatlıkla beğendiğiniz herhangi bir restauranta, bir cafeye girip oturabilirsiniz.

cortona

cortona

cortona

la-saletta-cortona

cortona

Cortona’da sokak sokak gezmek, cafelerde uzun uzun sohbet etmek, şarapları, peynirleri kıyaslamak dışında yapılacak en güzel aktivitelerden biri de meydandaki merdivenlerde oturup sokaktakileri izlemek =)

cortona

Cortona’da yediğim herşeyi eve getirmek istedim ama mümkün değildi=(

cortona

Her tatilin bir “en iyi”si oluyor. Geçen California tatilinde Carmel by the Sea’ydi mesela. Bu tatilinki de Cortona oldu. Kalbim orda kaldı.

Zen…