kultur-sanat

Unutma Beni – Oscar ve Alzheimer Üzerine-

Posted on Updated on

still alice

Filmler başka bir dile çevirilirken neden isim değiştirir hiç anlamam. Orjinal isimleri çok daha iyi yansıtır oysa ki. “Still Alice” de öyle bence.

3 yıldır Oscar törnenlerini izlemediğim gibi filmlerin de çoğunu izlemedim. Zamanım olmadığından da değil, çoğunu izlenmeye değer bulmadığımdan… Bulduğum kısıtlı zamanı festival filmlerine ve kaçırdığım festival filmlerine ayırmayı tercih ettim. Ama Julianne Moore’a bayılırım, bir de konu alzheimer olunca izlemek farz oldu.

Öğrenci işlerinde kendi adımı unutup yazamayınca görevli alzheimera dikkat etmem gerektiğini söyleyip alay etmişti, zaten üniversite sınavında da herşey harika giderken birden hiç bilmediğim bir dilde okuyormuşum gibi olup okuduklarımın hiçbirini anlamamıştım, gözümü ne kadar açıp kapatsam da, bildiğim bütün duaları etsem de birşey değişmiyordu. Dr aşırı stres dese de, normalde fil gibi bir hafızam olsa da, ben hep ilerde alzheimer olabileceğimi düşünmüşümdür. Tuttuğum ajandaların, herşeyi kayıt altına almaya çalışmamın da altında bu yatıyor sanırım.

unutma beni

Alzheimer bana kanserden daha dramatik gelir. Ne de olsa tüm hayatımızı kendimizi, kendi düşünce sistemimizi inşaa etmeye harcıyoruz; iyi kötü anılarımızla, yaşadıklarımızla var oluyoruz… Bizi biz yapan geçmişimiz. Ve gün geliyor hepsini hızlı bir şekilde kaybediyoruz… O yüzden olsa gerek “Iris” de olduğu gibi “Unutma Beni” de de gözyaslarımı tutamadım.

still alice unutma beni

Kendini ifade edebilmek için o kadar çabalamış bir dilbilimci için kelimeleri kaybetmek son derece hazin. Kendini korumaya çalışma çabası da öyle. Henüz ellisinde, mutlu bir evliliği, güzel çocukları, başarılı bir kariyeri olan Prof. Alice Howland’dan öğreniyoruz ki o kadar yaşlı olmamıza gerek yok alzheimer için. Eğitimli olmamız işi daha da hızlandırıyor. Bu hastalık genetik olabiliyor ve çocuklarımıza aktarma olasılığımız %50. Bir de hep çocukluğumuz kalıyor bizimle…

still alice

Filmin yönetmenlerinden Richard Glatzer’e filmi çekmeye karar verdiklerinde yeni ALS teşhisi konması, çekimler başladığında artık ellerini bile kullanamaz duruma gelmesi, ajitasyon ve abartıya çok müsait olan konuyu daha sade, daha sakin, olduğu gibi anlatmalarını sağlamış.

zendunyasi

Anlatım kadar oyunculuklar da çok sade, hatta tek başına Julianne Moore götürüyor diyebilirim.

still alice kitap

Filmin uyarlandığı Lisa Genova’nın aynı isimli romanını daha önce okumadığımdan sonunun hep “kelebek dosyası”yla biteceğini düşündüm ama film burda da sadeliğinden ödün vermedi.

unutma beni kristen stewart

4 dalda Oscar adayı olan Beni Unutma, diğer dallar neyse de “en iyi kadın oyuncu” ödülünü kesinlikle hakediyor. Ve Panik Odası’ndaki çocuk oyuncu olarak adını duyduğumuz Kriten Stewart’ı artık perdede daha çok göreceğiz anlaşılan.

İyi seyirler…

Zen…

Kitap Okunabilen Nadir An

Görsel Posted on Updated on

20130721-004843.jpg

Blue Valentine

Posted on Updated on

Blue Valentine, belgeselci Derek Cianfrance’in yonetmenligini yaptigi guzel bir romantik drama.  Aslinda romantik kismi pek fazla degil, drama daha yogun. Michelle Williams ve Ryan Gosling’ in oyunculuklari gercekten cok iyi. Michelle Williams Oscar adayligini gercekten haketmis.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Derek Cianfrance, bir iliskiyi sanirim belgeselciliginden gelen ozellikleri nedeniyle daha farkli ele almis. Iliski de karakterler de duru. Tanidiginiz birinin yada bir arkadasinizin yasadigi iliskiyi cagristiracaktir size. New York’un tanidigimiz Manhattan tarafindan degil de Brooklyn tarafindan anlatilan bir iliski. Hepimiz ilk genclik yillarimizda hayatimizi daha renkli gececek, hersey istedigimiz gibi gidecek, hayalimizdeki adami\ kadini bulacagiz, belki oralardan uzaklasacagiz…… gibi hayal ederiz. Bir suru hayalimiz, planimiz vardir. Ama hersey siz fark bile etmeden siradanlasir. Cok az insan hayalindeki adami\ kadini bulur.

Film de siradan insanlarin, siradan iliskileri uzerine. Ryan Gosling’in oynadigi Dean karakteri Hatirla Sevgili’de Okan Yalabik’in oynadigi karaktere benziyor biraz. Kadini mutlu etmeye calissa da kadin mutsuz bi kere. Kadinin bu hali sinir bozucu oluyor. Ozellikle de gittikleri otelde. Aslinda Michelle Williams’in canlanirdigi Cindy karakteri, her kadinin duyarli erkeklerden hoslanmadiginin guzel bir ornegi. Duyarliligi yuksek erkekler genelde sadece zor durumda olan, zor donemler geciren, yorulmus, bir sureligine dinlenecek liman arayan kadinlarin sadece o donem ihtiyac duyduklari tiptir. Cindy bunu yansitiyor aslinda.

Yeni tanistiklari donemde Dean’in sarki soyleyip Cindy’nin dans ettigi sahne cok guzeldi bence. Hollywood’ dan bir suredir iyi romantik drama cikmiyordu. Blue Valentine o acigi kapatmis.

MoMa………

Posted on Updated on

Agustos’un 11’i. Istanbul’da yagmur var. Haliyle trafik de…. Konustugum herkesin enerjisi daha sabahin bu saatinde bitmis durumda.  Kimse bugun birsey yapmak istemiyor.

Acaba gercekten hava durumu insan psikilojini bu kadar etkileyen bir parametre mi? Yoksa biz kendimizi oyle mi inandiriyoruz? Kuzeyde, Isvec’de, Finlaniya’da falan yasasam acaba gunler boyu evde oturup, sicak biseyler icip, kitap okuyup, romantik filmler izleyerek mi gecirecektim? Sanmam….Bence durumun sehirlerin psikolojisi ile de ilgisi var.

Sabah saatin 8.30’unda, yagmur durmak bilmezken, bir muzenin onunu dusunun… Aklinizda nasil bir goruntu canlaniyor?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Boyle bir manzara degil sanirim:)

Evet sabahin o saatinde, o hava kosullarinda New York MoMa’nin onu gercekten de boyleydi. Inanilmaz bir kuyruk vardi ve insanlar muzenin acilmasini bekliyorlardi. Acildiktan birkac dakika sonra muzede yogun bir kalabalik vardi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MoMa zaten guzel tasarlanmis bir muze. Ev sahipligi yaptigi eserler kadar kendisi de ilgi cekici.



Muzenin her bolumunde Picasso’nun, Salvador Dali’nin, Joan Miro’nun Giorgio de Chirico’nun, Henri Matisse’nin, van Gogh’un, Redon’un, Andy Warhol’un, Henri Rousseou’nun, Morris Hirshfield’in, Bas Jan Ader’in ve daha bircok tanidiginiz ismin tanidik eserleri ile karsilasinca kendinizi orada yabanci hissetmiyorsunuz. Bu kendinizi ‘dunya vatandasi’ hissettiren guzel bir duygu.

Binlerce eserin arasinda anlamsiz buldugunuz, ‘eee yani ne demek istemis’, ‘buna neden zaman ayirmis ki’, ‘ ne var bunda ben de yaparim’ dediginiz bircok eser var.  Agzinizi acik birakacak  da, cesareti yada basitligi ile agzinizi acik biraktiracak da……

paul klee- around the fish

 

 

 

 

 

 

salvador dali-illumined pleasure

 

 

 

 

 

       J oan miro

 

 

 

 

 

 

     joan miro- birth of the word

 

 

 

 

 

 

Van Gogh – starry night

 

 

 

 

 

 

henri rousseau-dreams

 

 

 

 

 

 

ve bir andy warhol klasigi

 

 

 

 

 

 

 

bas jan ader – i am too sad to tell you

gordugumde cok etkilemisti

 

 

 

 

 

picasso-three women at the spring

 

 

 

 

 

 

picasso’ nun 2 eseri arasinda cok fark var gibi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

buna bayildim mesela, oldukca da kullanisli:)

 

 

 

 

 

ilham veren oldukca guzel tasarimlar vardi

 

 

 

 

 

 

 

Bir muze gezisi yorucu olabiliyor, arada dinlenmek de gerekebiliyor

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Arkadaki goruntu benim karmasik hayatimi guzel ifade etmis 🙂

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

bir muze eglenceli de olabiliyor 🙂

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Enteresan bazi calismalar…..

 

 

 

Bunlar da bizden birseyler:) Kendi mekaninda gordukten sonra siradan, basit, estetik olmayan, kotu tasarimlariyla dalga gectigimiz Ozlem Tuna’ nin yaptigi seyler bile rafta kendine yer bulmustu 🙂

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

begendigim cok eser vardi ama hepsini ekleyemeyecegim tabiki. Ama eglenceli bir muze gezisiydi. New York,a gidildiginde kesinlikle ziyaret edilmeli.

Bu da 4-5 saatlik MoMa gezisinin ardindan son fotograf:


İncir Reçeli

Posted on

Bir süredir İncir Reçeli’ni izleyelim diyip duruyorduk. Ama Melike Güner’in yapay oyunculuğundan, mimiklerinden ve her oynadığı rolde karakterleri ne yapıp edip birbirine benzetmesinden hazetmediğimden izlemek için hiç acele etmedim.

Filmin isminin sürekli geçiyor olmasından dolayı en sonunda izlemeye karar verdik.

Sezai Paracıkoğlu ve Melike Güner’in kötü performansı nedeniyle de ilk başta sıkıcı ve sıradan başlayan film, ilerledikçe konusuyla sarıyor. Atmosferi sıcak, sahneler güzel….. Ama güzel bir konunun içinde oyuncular eğreti durmuş. Abartılı ve yerine oturmayan dialoglar var. Yine de AIDS gibi önemli bir konuda mesajı içtenlikle, içimize işleyerek veriyor.

Güzel bir romantik drama.

Bir de Barbara Laurens’in söylediği şarkıları beğendim.

 

 

 

Teoman’ın Müziği Bırakması Üzerine…

Posted on Updated on

Bu yazı Teoman’ ın müziği bırakma kararı üzerine 15 yıllık menejeri Funda Sanlıman’ın basın açıklamasıdır. Cümleleri Teoman konusunda hiç de yanılmadığımızı gösteriyor. Son zamanlarda (aslında Sinan Çetinle çalışmaya başlamasıyla birlikte)  ‘acaba mı?’ dedirtse de yanıltmadı Teoman bizi. Çocukluğumuzda, ilk gençlik yıllarımızda hayran olduğumuz o ‘dünyaya bakış açısı’ değişmemişti. Dünyaya bize ilk gösterdiği şekilde bakıyordu hala.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İşte Funda Sanlıman’ ın açıklaması:

Telefonun diğer ucundaki özgürlük kararı

4 ağustos 2011 öğlen saatleri , ofisteyim . çalan telefonuma uzandım . her zamanki gibi günlük iş planlarımızı paylaşacağımızı zannettiğim teoman sesi bana “müziği bıraktım, kendimi işten kovdum” dedi. Ne güzel bir haberdi bu ! Neşeyle yerimden fırladım, hem konuştuk, hem zıpladım havalara .

Takımı dünya kupası kazanmış bir antrenör çoşkusundaydım çünkü bu huzurlu ses, gitmenin ilk adımını atmıştı kendi hayatına ! nihayet …

ve mektubunu yazdı …

Eyvah! Başka bir şüreç başladı benim için. Telefonlar, mailler, arkadaşlar, fanlar, medya …

Hemen Şaziment ‘i aradım – Teoman’ın annesi -. anne önce çok şaşırdı _ çünkü 5 dk önce oğluyla konuşmuş! Sonra rahatladı oğlu Teoman belki ana haberleri sunan bir spiker – annenin meslek hayalidir , bunu da herkes bilir -olabilirdi artık . Gülüştük kapadık . Oh ! anne mutlu .

Şimdi ;

Basın mensubu bazı arkadaşlarımızın haklı meraklarını, tüm samimiyetimle yanıtlamaya çalıştım. Kimi ikna oldu, katıldı neş’eme , kimi farklı sebepler bulabilmek için kurcaladı durdu.

Teoman aslında mektubunda ne demek istediğini yeterince anlatmıştı ama, hayali tahminlere ,spekülasyonlara bir son vermek için biraz daha açıklama yapmak istedim . beraberinde Teoman’ı biraz anlatabilmek .

Teoman yaptığı iş için yaşayan biri. ve bu işin para ve beğeni ile hiç ilgisi yok. kendisi 15 yıllık beraberliğimizde benden sadece harçlık aldı, bir kez bile ne kadar parası olduğunu sormadı. İnanması zor olmasın kimse için. Paradan neredeyse iğrenir. Bir şekilde onu har vurup harman savurur. Lüksü sevmez, sadece zerafeti sever.
Ayrıca albümlerinin kaç sattığını bilmez, merak etmez, konsere gelen kişilerin adetleriyle de ilgilenmez ama kulis düzenini önemser, dostlarını ağırlamak için , menajeri olarak korumaya çalıştığım istemediği çeşitli hakları üzerine pazarlık yaptığımı düşünür ve çok kızar ama kafasına taktığı bir çok şey vardır ve bu başkalarınınkine benzemez. hiç kimsenin farketmeyeceği şeyleri bile sadece kendisi için önemli diye yapar. 15 yaşındaki teoman’a beğendirmeye çalışır kendini. o çocuğu sever, sevimli bulur, kendi çocukluğu üzerine titrer, büyük rolü yapan çocuktur o .

O yüzden şarkılarını kendi yazar, düzenler, prodüksiyonunu yapar, kliplerini çeker. kendi kahramanları onu nasıl etkilediyse o da öyle etkilemek ister insanları . kendi kafasına göre bir film yapar, insanların hayal edemeyeceği kadar bir parayı batırır ve bir saniye bile takmaz kafasına. utanır para konuşmaya, düşünmeye. ama kendiyle gurur duyar böyle bir şey yaptığında.

Garip biridir. Bir albüm çıkardığı andan itibaren artık onu ilgilendirmez, başka bir şeyle uğraşmaktadır. kendini öldürürcesine, hiç kimselere göstermeyeceği romanını, oyununu yazar, bana planlarını anlatır bazen. bu planlar hiç bir zaman ticari olmayan, tiyatrocuların , şairlerin de yer alacağı şeylerdir. kendisi neredeyse yoktur işin içinde.
rock yıldızlığıyla dalga geçer. kendisini ti’ye alanlara bayılır. önemsemez starlık müessesesini ama bir rock sanatçısının insanları aynı zamanda rahatsız etmesi gerektiğine de inanır. şarkısına, sözlerine, yaşam stiline karışılmasına izin vermez. işleri baltalanırsa üzülmez, hatta gurur duyar yine. ve tekrar yapar, yapmaması gereken şeyi.
ayrıca, kendi hayranlarını rahatsız etmeyi de sever ama kendisinin hayran olduğu şairlerin, sanatçıların peşine düşer, onları bir şekilde kendi sevenlerine tanıtmaya çalışır, arkadaşlarını , dostlarını, ya da sadece sevdiği birini sonuna kadar destekler. onlarla yanyana gelmeye çalışır. büyük isimler olması gerekmez bu kişilerin. teoman için önemli olması yeter.

Her detay çok önemlidir onun için. minicik bir eksiklik, her şeyi çöpe attırır ona. hiç bir zaman , tam olarak tatmin olmaz.
aynı şeyi, aynı şekilde tekrarlamaktan hoşlanmaz.

Türkiye müzik piyasası ile ilgili çok derdi vardır. Bunlar küçük şeylerdir , başka kimse takmamaktadır bunları ama o takar. çok kalabalık halka açık ücretsiz bir konserden sonra herkes onu kutlarken, o bunların gerçek olmadığını düşünür. mutlu olamaz. bir başkasıyla da ilgilenecektir halk aynı şekilde. değeri yoktur.

Festivalde çalmayı sevmez, insanların her şarkıda eğlenebilmesine takar. şarkılar değerlidir ona göre . insanların sevdikleri şeylere özen göstermesi gerektiğine inanır.
kendi kategorisinde yalnız kaldığına üzülür, alternatiflerinin çıkmayışına takar. yeni bir soluk gelmesi gerektiğine, kendisinin eski olduğuna, her zevke yetemeyeceğine inanır.
aslında bir yerlerde çok yetenekli insanların olduğuna ama bu ülkede bir şekilde kaybolduklarına, ortaya çıkamadıklarına inanır.

Türkiye’deki tüm müzik sisteminin yanlış olduğunu düşünür. hatta tüm sanat sisteminin de. batıyla karşılaştırır ve çok alaturka bulur bizim sistemimizi. şu sıralar en çok taktığı şey; Türkiye’de şimdiye kadar gerçek ve güzel bir müzikal kariyerin sürdürülebilir olmadığını düşünmesi ve bu iklimi kurak bulması. Sistemin kendi kendini yediğini ve yakında ekonomisi güçlü olsa bile müzik dünyasının hiç bir anlamı kalmayacağını düşünür. romantiktir bu konuda. para değildir ifade edilmesi gereken. ama artık, alternatif bir sanatçı olamayacak kadar büyük bir isimdir..

Dağılan gruplara, istemediği işleri yapan müzisyenlere üzülür, ekonomik zorluklarla kendini ifade edemeyen sanatçılara neler yapabileceğini düşünür, çalışır, çabalar . sistemin küçük ve orta ölçekteki tüm sanatçıları yok edeceğini veya anlamlarını kaybettireceğini düşünür ama aynı zamanda çok sert biridir de. günlerce uyumaz, yemek yemez, çalışır, yazar, çizer, tek başına kendisi için en doğruyu arar. ve daha da sertleşir. acımasızdır ,hem dünyaya, hem kendine karşı. her şeyle kavga eder bazen. en çok kendiyle, sonra da benle.

Bana müziği bırakma kararını telefonda açıklarken bir gerçeği artık kabul ettiğini söyledi. tüm bunların aslında kendiyle başbaşa kalmamak için gereğinden fazla uğraştığı önemsiz problemler olduğunu .

Son bir senede yaşadığı iki önemli kayıp, artık teoman’ı müzikle veya sanatla kendini rahatlatamayacağı bir noktaya getirdi. müzik onun eski bir aşkı ve burada bırakacak. hayatında ilk kez “artık çalışarak gerçeklerden kaçmayacağını ” söyledi bana . “ayağımı toprağa basmak istiyorum” dedi. itiraf etti; ün, para, ego, kadınların ona ilgisi, dünyayla savaşmak vs. onu mutlu edemez, uzun zamandır etmiyor .

Ben ;
küçükken pencere önünde ıslak pamuk içinde tohum yetiştirir ve yeşertirdik ya ; teoman a da öyle gözüm gibi bakmaya çalıştım ve ekibini o doğrultuda eğittim . hayallerini gerçekleştirmek için bazen kızdığı , bazen içten gurur duyduğu üslupta çalıştım , imkansız nedir bilmedim , bildirmedim ..sevdiğim birkaç sanatçı arkadaşıma kısa süreliğine yolculuklarında eşlik ettim .ama bir tek teoman ‘ın menajeriydim ve öyle kalacağım . işime devam ..

Teoman ise ;
artık evinden çıkacak ve gerçek bir hayat yaşayacak. hayatında ilk kez. artık kendisiyle de , gerçeklerle de barışacak.
ayrıca da , müziğe devam ederse , ileride insanların onu hala başarılı bulacağını ama onun kendini hiç beğenmeyeceğini düşünüyor. anlatacak yeni bir şeyi kalmadığını söylüyor.
ben, kendisini tanıyan biri olarak onu çok haklı buluyor ve destekliyorum .
teoman , bir daha dönmemek üzere müzikten ayrılıyor, hayata karışacak. sevdiği insanlara daha yakın bir yerlerde.
teoman bunalımda değil, hayatında ilk kez bunalımından çıkmayı deniyor . başaracaktır.

Her son bir başlangıçtır .

Teoman ‘ ın doğum günü kutlu olsun !

Teoman’ın menajeri

Funda Sanlıman

***Dipnot.tv’ den alınmıştır.

http://www.dipnot.tv/9752/Teomanin-muzigi-neden-biraktigini-15-yillik-menajeri-ayrintilari-ile-acikliyor.aspx#com

3 (DREI)

Posted on Updated on

Tom Tykwer ‘in 3 (drei)’ i enteresan bir film. Kliselerden uzak.

20 yillik iliskileri siradanlasmis, hayatin rutinine sikismis bir ciftin, hayatlarina dogal bir sekilde giren renkli, her tarakta bezi olan Adam ile ayri ayri tanısmalari ile hem kendi hayatlari, hem de iliskileri renklenir.

İki sevgilinin ayni adama asik olması siradan bir durum degil. Ama Tom Tykwer bunu oyle ustalikla ve farkli bakis acisiyla anlatmis ki bu olaylarin, gelismelerin hicbiri  Hollywood filmlerindeki gibi gozumuze sokulmuyor. Dogalliginda ilerliyor. Gerci sona baglanma sahnelerini pek begenmedim ama baska turlu de baglayamazdı sanırım. Belli ki kendisi de ugrasmıs.

Cevirisi baya baya problemliydi ama ben begendim filmi

Ha bir de, evlilige bakis acisi guzeldi. 20 yildir evlenmeyen cift, birbirini aldatmaya baslayinca birden evleniveriyor:) Gerci bunda 3. kisinin ikilinin birbirleriyle olan iliskisini de renklendirdigi gercegi var da, neyse.