sırt çantası

Pastel Floransa

Posted on Updated on

floransa

Başlamışken seriyi tamamlayayım dedim. Bu tatilimizin son rotası Floransa’ydı. Cortona’dan zorla ayrıldıktan sonra yine alternatif güzergahlar üzerinden Floransa’ya doğru yol aldık. Uçsuz bucaksız yeşilin ardından bizi Frenze’nin pastel tonları karşıladı. Cortona’da olduğu gibi burda da birçok yere araç girmiyor. Kaldığımız otel Hotel Fiorino tam da Uffizi’nin yanında,  Palazzo Vecchio’nun dibinde olduğu için araç girişi kesinlikle yasaktı. Ama otele plakanızı verip siz bavulları indirene kadar izin alabiliyorsunuz. Tabi kentin yerlileri sizi sürekli “araç yasak” diye uyarıyor. Şanslıysanız Lungarno della Zecca Vecchia üzerinde park için yer bulabilirsiniz, ama bu ihtimal imkansıza yakın. O yüzden boşuna etrafta dolaşıp zaman kaybetmeyin, bölgenin dışındaki otoparka gidin. Otopark bölgeye yürüyerek 45dk.

Otel konusuna gelirsek, konumunun süper olması haricinde hizmet kötüydü. Tavsiye etmem, o paraya değmez.

hotel fiorino

Floransa da bir nehir şehri. Arno nehri şehri 2 ye ayırmış. Ziyaret edilecek noktaların çoğu Roma’da olduğu gibi bir tarafta toplanmış, kuzeyde.

floransa

Yine Roma’da olduğu gibi birçok köprüyle nehrin iki yakası birbirine bağlanıyor. Bunlardan en meşhuru da II. Dünya Savaşı’dan sağlam çıkan tek köprü olan ve Floransa diyince ilk akla gelen Ponte Vecchio.

floransa ponte vecchio

ponte vecchio

Burası tam olarak Kapalı Çarşı’yı anımsatıyor, kuyumcular, dericiler falan. Deri alacaksanız yeri Floransa. Gucci’nin falan merkezinin burda olması boşuna değil. Burda biraz Via por Santa Maria- Guicciardini arasında dolaşıp mağazalara bakabilirsiniz.

floransa

Floransa tam anlamıyla bir öğrenci şehri. Ucuz, küçük ve çok fazla sanatsal aktivite var. Öncelikle, güzel sanatlar okuyan herkesin gelip gezmesi gereken bir şehir. Gece bütün piazzalarda, köşebaşlarında öğrenci gruplarını görüyorsunuz. Ama onun haricinde pek de eğlenceli bir yer değil. Kaldığımız 2 gün bile beni sıktı diyebilirim.

Floransa’nın en güzel yanı müzeleri. Gece bile müze gezebiliyorsunuz .

floransa

Rönesansın birçok önemli eserini burda bulabilirsiniz. Ortaçağın önemli ticari ve finans merkezi olmasından sonra rönesansda da önemli yer edinmiş bir kent. Müzelerinden en önemlisi de Uffizi. Uffizi dünyadaki en eski ve en ünlü sanat müzelerinden. U şeklindeki müzede Medici ailesinin koleksiyonu sergileniyor. Yani orda gördüğünüz bütün eserler onlara ait. Frenze’deki en ünlü yer olunca ziyaretçisi de çok oluyor tabi. Kaldığımız otelin hemen Uffizi’nin yanında olmasına, sabahın 8’inde sıraya girmiş olmamıza rağmen içeri girmek için 2 saatten fazla bekledik -ki 5 saati bulabiliyormuş.

uffizi

uffizi

Bu kolidor yanıltmasın, Vassari değil. Uffuzinin bloglarını birbirine bağlayan kolidor. Internetten baktığımda Vassari Corridor diye birçok insan burayı yazmış. Hatta burayı Vassari diye gezenler vardı. Vassari Corridor Uffuzi ile Palazzo Pitti’yi birbirine bağlayan kolidor ki sadece çok özel ziyaretlere açık.

Biraz nefes almak isterseniz Uffizi’nin terasindaki cafede soluklanabilirsiniz.

uffizi

Uffizi haricinde gezilecek yerlere gelirsek, şöyle haritadan daha iyi anlaşılır sanırım.

floransa_harita

Görüldüğü gibi pek de fazla birşey yapmanıza gerek yok, gezerken hepsi karşınıza çıkıyor. Roma’da yaptığım gibi size bir güzergah çizecek olsam şöyle olurdu; (müze ziyaretleri hariç demem de yarar var, ne de olsa herkesin ilgisini çeken müze farklı oluyor) Çizdiğim rota biraz farklı ve zaman öncelikli olacak.

-Öncelikle Ponte Vecchio’ yu görün. Burda biraz Via por Santa Maria- Guicciardini arasında dolaşıp mağazalara bakabilirsiniz.

floransa

-Ordan Uffizi’nin önünden geçerek Piazza della Signoria‘ya gelin. Floransa’nın en önemli meydanlarından biri. Meydanda Michael Angelo’nun “David” inin bir kopyası bulunuyor. Yanında da Bandinelli’in “Herkül ve Cacus”, Ammannati’nin “Nettuno” sı var.

piazza_della_signoria

david heykeli_floransa

Belediye binası olan Vecchio Sarayı Palazzo Vecchio da burada. Ve yine burada da bir süre Mediciler oturmuş =)

palazzo vecchio

-Meydanda zaman geçirdikten sonra sokakların keyfini çıkararak Piazza Santa Maria Novella‘ya doğru yürüyün.

maria_novella_basilicali

-Gotik tarzdaki bu kiliseden sonra Basilica di San Lorenzoya doğru yürüyün. Cappelle Medicee de burada. 

-Medici Şapel’inin yakınında Duomo ismiyle bilinen meşhur Katedral var. San Miniato al Monte, Battistero di San Giovanni, Giotto CampanileMuseo dell’Opera hepsi Piazza del Duomo‘da. Gezi rehberlerinde herbiri ayrı ayrı, uzun uzun anlatılan yapıların hepsi bir arada, bir bütün halinde. Herşey o kadar ahenk içindeki ayırtetmek zor.

duomo

duomo_frenze

IMG_3284

IMG_7758

-Duomo’nun kuzeyine doğru yürüyüp Accademia‘yi ziyaret edebilirsiniz. Yada güneye doğru yürüyüp Museo del Bargello‘ya çıkabilirsiniz.

museo_del_bargello

-Hedefimiz Piazzale Michelangelo. Bu nedenle Bargello’dan sonra Basilica di Santa Croce’u da görmek gerekiyor. Basilica di Santa Croce‘da Galileo, Michelangelo, Machiavelli, Dante ve diğer önemli birçok insanın anıt mezarının bulunuyor.

basilica_di_santa_croce

-Şimdi köprüden geçip Piazzale Michelangelo‘ya gidebiliriz. Söylemem gerekir ki o dolambaçlı yoldan tırmanmak biraz zorlu. Yol tırman tırman bitmek bilmiyor. Ama çıkınca anlıyorsunuz ki o manzaraya değer. Meydandan Floransa’yı panaromik olarak izleyebiliyorsunuz. Katedral, Giotto Campanile, Palazzo Vecchio, Santa Croce Basilikası sanki görüntü de öne çıkabilmek birbirleriyle yarışıyorlar.

IMG_7670

-Biz buraya Giardino di Boboli‘den geçerek geldik. Floransa için fazla zamanımız olduğu için biz çok sistemli gezmedik. Size çizdiğim rota daha rahat ve zaman eksenli. 1 günde görülecek her yeri fazlasıyla görmüş oluyorsunuz.

boboli_floransa

floransa

zendunyasi_floransa

 

Gezerken Dikkat Edilecek Noktalar

Seyehatlerde araç kiralamak bir problem. Rent a carlar resmen “ne koparsak kardır” sistemi üzerine kurulmuş. Ben öncelikle avis‘le yaşadığımız sorunlara değineyim. Los Angeles’a giderken aracımızı önceden kiralamıştık. Büyük bir kurum oldukları için Avis’den kiraladık. Gittiğimizde üzerine 54 $ daha verirsek en büyük araçlarını vereceklerini söylediler. Hergün için mi dedik, 2 haftalık toplam sürede diye açıklama yaptılar. Ödememizi yaptık, teslim ettiğimizde hergün için o paranın çekildiğini gördük. Döndükten sonraki görüşmelerimiz neticesinde yanlışlık olduğunu söyleyip paramızı iade ettiler. Üzerinde durmasak o parayı almış olacaklardı. Roma’da da çok yoğun ve Italya’da resmi tatil olan bir döneme rastladığı için birçok yerde Özgür’ün istediği araçlar kalmamıştı ve yine Avis’den kiralamak zorunda kaldık. Depoyu dolu olarak ödeme yaptık ama araç geldiğinde depoda çok az benzin vardı. Görevli kontratın üzerine yazdı ve teslimde iade edileceğini söyledi. Iade ederken sorun oldu tabii. Neyseki Özgür göstergelerin falan fotografını çekmişti. Adamın el yazısı, kartı falan da olunca döndükten sonra  zorla da olsa paramızı iade ettiler.  Yani siz siz olun dikkat edin. Buarada Roma’da rent a car firmalarının çoğu Via Sardegna’da.

Böylelikle seriyi tamamlamış bulunuyorum, herkese iyi seyirler =)

Zen…

Reklamlar

Ortaçağ’a Yolculuk – Cortona

Posted on Updated on

cortona

Benim İtalya’da en çok merak ettiğim bölge Toscana’ydı. Çünkü benim için gerçek İtalya Milano’dan ziyade kırsal, pastel tonlardaki köy hayatıydi; defalarca festival filmlerinde izlediğim. Ama Toscana öylesine güzel, öylesine doğal ve öylesine büyük ki orası için başlıbaşına bir tatil programı yapmak gerekir. Bizimse 2 günümüz vardı. Ve bunu doya doya Cortona da geçirmek istedik. Toscana’nın en eski kasabalarından olan Cortona, liseye başladığım yıl izlediğim La Vita e Bella ‘dan sonra hep hayalimdi. 

Bizim güzergahımız Roma’dan Floransa’ya doğru olduğu için bu güzergahı tren yada hızli trenle değil de arabayla katetmek güzel olacaktı.  Tabi bir de Özgür’ün o uçsuz bucaksız yeşillikler arasındaki yolda audi kullanma isteği var =) ( avis ‘in amerika’dan sonra italya’da da bize yasattığı sorunu italya’ notlarının sonunda ayrıntılı anlatacağım ki tuzaklarına düşmeyin.)

Araba kiralamak istemiyorsanız termini’den tren seferleri de var. Ama inanın bana o yolu arabayla katetmek harika. İstediğiniz zaman yoldan çıkıp İtalyan köyleri arasında kaybolabilirsiniz. Bizim yolculuğumuz bu nedenle saatlerce uzadı. Ama Orte’nin, Orvieto’nun cazibesi karşısında yoldan çıkmamak mümkün olmuyor.

orte

Cortona’da otel ararken dikkatimi çekmişti, merkezdeki oteller haritada bir bölgede toplanmıştı, diğerleri daha uzak bir mesafede dağılmış daha büyük oteller yada pansiyon tipi otellerdi. Cortona’ya vardığımızda nedenini anladım.

cortona

cortona

Cortona, dağın tepesine kurulmuş, surlar içerisinde, M.Ö 600’lerden kalma, bir ortaçağ kenti görünümünde.  Dolambaçlı virajlı yoldan çıktığımızda muhteşem bir manzarayla karşılaştık. Manzaranın etkisinden kurtulup etrafımıza baktığımızda yoğun bir trafik olduğunu, herkesin park yeri aradığını farkettik. Anladık ki surların içine araç girmesi yasak. İçeriye sadece kasabanın içerisindeki dükkanlara, otellere mal getiren araçlar ve orda yaşayanların araçları kısa süreliğine girebiliyor.

cortona

Kasabanın kapısından girip, daracık yokuşu çıkarken burnunuza resmen ortaçağ kokusu geliyor. Başka bir dünyaya adım attığınızı anlıyorsunuz. Kalacağımız otel Otel Italia tam da o yokuşun tepesinde, meydandaydı. Resepsiyonist oda anahtarımızın yanında bir anahtar daha verdi. Otelin anahtarını. Geç gelecek olursak diye. Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim, otelin ev yapımı kruvasanları ve kendi peynirleri inanılmazdı. Otel yemek pişirme, şarap tadım gibi farklı paketler de içerdiğinden bu konuda oldukça iyiler.

cortona kruvasan

otel italia

Gittiğimiz tarih tam da Italya’nın kurtuluş günü tatiline geldiği için sokaklar Roma’da da olduğu gibi inanılmaz kalabalıktı. Zaten bu tarihlerde otel bulmak da çok zor olmuştu, ama bu kadar kalabalığı beklemiyordum açıkçası. Cortona bizim Bozcaada’mız gibi. Yabancı turist yok denecek kadar az, kendi mudavimleri var, hayranları var.

cortona

cortona

cortona

Dolaşırken bütün sokaklara girmek istiyorsunuz, hepsi o kadar güzel ki… Bir de kendine özgü bir kokusu var, sizi gotik dönemlerde hissettiren.. Ve 2600 yıllık tarihine rağmen yaşayan bir kasaba olması da ayrı bir güzel…

cortona

cortona

cortona

Cortona

cortona

cortona

Daracık sokaklardaki merdivenlerden çıkarken yüzyıllar arasında yolculuğa çıkıyorsunuz, bazen göge kadar çıkabilirmişsiniz gibi hissediyorsunuz…

cortona

cortona

cortona

Herşey o kadar tarihi ki antikacı bile sıradan bir dükkan gibi görünüyor.

cortona

Toscana toprakları o kadar bereketli, o kadar verimli ki yetiştirilen her ürün ayrı lezzetli. Sanki daha önce yediğiniz herşey sahte, hepsi yapay.

cortona

cortona

Bu kadar lezzet arasında restauranların ekstra birşey yapmasına gerek yok, sofraya ne gelse enfes. Fiyatlarsa lezzetle kıyaslanamayacak kadar ucuz. Örneğin Toscana’nın kendi peynirlerinden yapılmış bir pizzanın fiyatı 5 euro. Şarap deseniz en alası Toscana’da zaten. O yüzden rahatlıkla beğendiğiniz herhangi bir restauranta, bir cafeye girip oturabilirsiniz.

cortona

cortona

cortona

la-saletta-cortona

cortona

Cortona’da sokak sokak gezmek, cafelerde uzun uzun sohbet etmek, şarapları, peynirleri kıyaslamak dışında yapılacak en güzel aktivitelerden biri de meydandaki merdivenlerde oturup sokaktakileri izlemek =)

cortona

Cortona’da yediğim herşeyi eve getirmek istedim ama mümkün değildi=(

cortona

Her tatilin bir “en iyi”si oluyor. Geçen California tatilinde Carmel by the Sea’ydi mesela. Bu tatilinki de Cortona oldu. Kalbim orda kaldı.

Zen…

Roma Gezisi

Posted on Updated on

roma kolezyum

Yaklaşık 3 hafta önce, uzunca bir düşünme süreci, kararsızlık ve sonunda mecburiyet neticesinde emzirme olayına son verdim. Başka bir yazımda detaylarına ineceğim bu süreç psikolojik açıdan inanılmaz zor geçti. Ki bunun zor olacağı doktorumuz tarafından da öngörülmüştü. Daha önce birçok kez düşünüp uygulayamadığımı da göz önünde bulunduran sevgili ben kesme tarihini belirlediğimde hemen bir tatil planı yapmış. Bu tarihlerde İtalya’nın baharı güzel olacağından harika bir Roma-Floransa programı organize etmiş.  Öyle güzel bir tatildi ve öyle iyi geldi ki anlatamam…

İlk şehrimiz Roma‘ydı. Malumunuz kendisi büyüleyici bir aşk şehri olarak pazarlanır. Roma İtalya’nin en geniş şehirlerinden olmasına rağmen gezeceğiniz yerler dar bir alanda sınırlı. O nedenle hiç araba kiralamaya falan gerek yok, her yeri yürüyerek gezebilirsiniz. Hatta turistik Roma’da araba kullanmanız çok zor. Metro ağı çok gelişmiş değil, ilkel bile denebilir ama otobüsler çok yaygın kullanılan ulaşım araçları. Metroyla ilgili bilmeniz gereken birşey de bilet alabilmek için banka sırası gibi numara alıp bekliyorsunuz uzunca bir süre. Ve ben 10 tane alayım sonra da kullanırım diye birşey yok, saati dolunca kullanılamıyor. Biz sadece Vatikan’a geçerken toplu taşıma kullandık ki gerek bile yoktu yürünebiliyordu. Şehir merkezinde bir yerde kalıyorsanız Roma Pass’e çok da gerek yok.

Merkezi olsun, her yere yakın olsun diye İspanyol Merdivenleri’nin yanındaki Hotel Siena ‘da kaldık. Roma merkezindeki otellerle ilgili o kadar olumsuz şey okuduktan sonra beklentimizi düşük tutsak da oldukça iyiydi hem odaları hem hizmeti. Özellikle de çalışanların ilgisi ki biz erken ayrılacağımızı bildirdiğimizde hiç sorun etmeden yardımcı oldular.

Roma bir açık hava müzesi gibi. Her yerde tarihi ve sanatsal yapılar görebilirsiniz. Birçok farklı çağın eserlerini, farklı akımları  bir arada bulundurmasına rağmen hepsi de birbiriyle bütünleşmiş bir ahenk içerisinde. Ve şehirde Medici ailesinin etkisi göze çarpıyor. Şehri gezerken daha fazla zevk alabilmeniz biraz Roma ve Hristiyanlık tarihi bilmek de fayda var.

roma gezisi

Ortasından nehir/deniz geçen tüm şehirler gibi Tiber (fiume) nehri‘nin iki yakasında farklı sosyal yapılar oluşmuş. Eski Roma ve görmeniz gereken birçok yapı bir tarafta, Vatikan ve şehrin bohem hayatı olan Trastevere ironik bir şekilde diğer tarafta.

Aslında Roma iyi bir programla rahat rahat 2 günde bile bitirilebilir. Zaten hepsi biribirine yürüme mesafesinde olunca dolaşırken karşınıza çıkıveriyorlar. Biz Roma’dan sıkıldığımız ve Toscana köylerine zaman ayırmak istediğimiz için planı bozup erken ayrıldık ve oraları görünce çok da iyi yapmışız dedik.

roma ask cesmesi

Roma’da görülmesi gereken yerleri sıralayacak olsam

1- Colosseo

2-Foro Romano

3- Fontana di Trevi (aşk çeşmesi)

4- Pantheon

5- Vittorio Emanuele II

5- Piazza del Popolo

5- Vatican

6- Domus Aurea

7- Trinita Dei Monti (ispanyol merdivenleri)

şeklinde sıralardım. Bunların içinde de İspanyol Merdivenleri ve Vatican da sırf görmeden dönerseniz insanlar dalga geçer diye. İspanyol Merdivenleri‘nin kalabalığından başka hiçbir esprisi yok. Vatikan’daki İspanyol elçisinin evine çıkan merdivenler işte. Ayrıca biz onun boş fotografını çekebilen nadir insanlar olarak tarihe geçtik. Bunda Özgür’ün de çabasını görmezden gelemem tabi =)) Spagna metrosunun hemen yanında olduğu için metroyla geliyorsanız orda inip, meşhur alışveriş caddesi Via del Corso’ya inip  cadde boyunca ilerlerseniz Vittorio Emanuele II ‘nin olduğu meydana  çıkar ordan da hemen arkasındaki Roman Forum ve Kolezyum’a ulaşabilirsiniz. Orda bekleyip zaman kaybetmeyin.

ispanyol merdivenleri

ispanyol merdivenler

Vatikan’sa tamamiyle bir hayal kırıklığı yaratıyor. Filmlerdeki dev, görkemli yapıyı arıyorsunuz ama yok. Fotograflardaki insanların yürüyüp gelmiş bekliyor olduğu o uzun yol neresi dedim ve bir baktım ki bizim geldigimiz o caddeymiş. Papa’nın konuştuğu balkon mu burası diye burun kıvırabiliyorsunuz. Vatikan müzeleri ise evet ihtişamlı ama bir anlam ifade etmesi için Hristiyanlığı ve tarihini bilmeniz ayrıca bir rehberle gezmeniz gerek. Yoksa wowww ne kadar büyük, woww işlemelere bak falan olabilir. Vatikan’a geldiğinizde nehir boyu yürüyüp Trastevere’ye inip orda yiyebilirsniz. Vatikan’da doğru düzgün yemek yiyecek yer bulamzsınız.

vatikan

vatikan

Vatikan’a geldiğinizde Castel Sant Angelo‘yu görürsünüz zaten. Bu şato yüzyıllarca en güçlü Roma orduları’nı ve papalarını barındırmış. ve Tiber Nehri’ndeki en güzel köprü burda.

vatikan

Trastevere şehrin bohemi, çok eski zamanlardan bu yana işçi sınıfının mahallesi.  Renkleri daha soluk ve kirli. Ucuz ve iyi yemek için gidilebilir. İlginizi çekebilecek pek bir yeri yok. Söylediğim gibi ya Vatikan’da gittiğinizde ordan yürüyebilirsiniz yada Roma Forum ya da Yahudi mahallesi taraflarındaki köprülerle direkt geçebilirsiniz.

trastevere

Vittorio Emanuele II  Piazza Venezia Meydanı’nda. Meydan çok geniş ve Roma’nın birleşmesi şerefine yapılan anıt bembeyaz parlıyor. Hemen farkedersiniz. Bu meydan otobüs hatlarının ve turistik turların da merkezi. Bu anıtın arkasında da Kolezyum ve Roman Forum var. Onların da hemen arkasında Roma’nın kuruluş efsanesinin başlangıcı Domus Aurea var. Birçok toplumun efsanesinde olduğu gibi Romalılarda da Roma ve ikizini bir domuz emzirip büyütmüş. Bu efsanenin tarihi anıtı Domus Aurea.

roma

Kolezyum beklediğiniz gibi devasal değil, ama bilet kuyruğu inanılmaz. Gerçi Uffuzzi’yi gördükten sonra normal geldi bu uzunluk. Roma pass burda işinize yarayabilir. Roma passle beklemeden direkt girebiliyorsunuz.

roma kolezyum

kolezyum

Gördüğünüz gibi gladyatorlerin savaştığı alan yok. Bu odaların üzerindeymiş. Ama belli ki o filmlerde izlediğimiz gibi büyük de değilmiş.

Biletiniz Roma Forum‘u da içerdiği için direkt Kolezyum’dan buraya geçebilirsiniz. Şehrin göbeğinde antik kalıntılar görmek, onların içerisinde dolaşmak gerçekten de heyecan verici. Eski Roma’nın siyasi, ticari, dini merkezini gözünüzde canlandırabilirsiniz. Hala çözülememiş yazıtların falan olmasıysa mistik bir duyguya neden oluyor. Buradan da Domus Aurea’ya geçip bu bölgeyi bitirebilirsiniz.

roma forum

roma forum

Tarihe ilginiz, bilginiz yoksa bu alanlar sadece fotograf çektirmek için birer fon olarak kalır. O yüzden bence gitmeden birazcık tarihlerini okuyuverin.

Bu bölgeyi bitirip tekrar yukarı doğru yürüyecekseniz rotanızı Pantheon‘a çevirin. Şehirde yüzyıllar o kadar birbiriyle uyum içerisinde ki Pantheon’un M.Ö yapıldığını farketmeyebilirsiniz. Ama öyle. Ve içine giridiğinizde göreceğiniz o devasal kubbe hiç destekleyici sütun veya uçan payanda olmadan inşaa edilmiş. Ayrıca ücretsiz, biletsiz girilebiliyor. Ve hoş  minicik de bir meydanı ve o meydanda çok sevimli restoranları var. Gerçi bana kalsa birkaç sokak daha yürüyüp Piazza Navona‘ya yürüyüp orda akşam üzeri sokak müzisyenleri eşliğinde şarap peynir keyfi yapabilirsiniz.

pantheon

Piazza del Popolo meydan olarak ilginizi çekmese de arkasındaki bahçelere çıkıp bambaşka bir İtalya’yla karşılaşabilirsiniz.

piazza del popolo

piazza del popolo

Benim önerim buraya sabah yürüyüşü için gelin. Hem sabah şehrin uyanışını hem Roma’yı yukardan görür hem çok hoş bir yürüyüş yapmş olursunuz. Birden bire kendinizi Central Park’da hissedebilirsiniz. Doğruyu söylemek gerekirse ben Roma sakinlerini ilk kez burda gördüm.

Pincio Bahçeleri‘nden Villa Medici’ye kadar yürüyüp İspanyol Merdivenleri’nden inerek sabah yürüyüşünüzü tamamlayıp kahvaltıya hazır olabilirsiniz. Kahvaltı yapıp çıktınızsa 1760’dan beri aynı yerde hizmet veren Cafe Greco‘da bir tiramisu yiyebilirsiniz. Dışı lüks mağazalar arasında dikkat çekmese de buram buram tarih kokuyor. Dile kolay 214 yıl…

cafe greco

cafe greco

Şimdi bir de gerçek Romalıların yaşadığı, gerçek Roma var. Turistik Roma’da o kadar turist kalabalığı var ki Romalı’ya rastlamak çok zor.  Kendinizi bir şehir değil de müze geziyor gibi hissediyorsunuz. İstanbul gibi aslında. Sultan Ahmet ne kadar da gerçek İstanbul tartışılır. Bir Roma haritası edindiğinizde farkediyorsunuz, sanki turistik kısım metro hattıyla ayrılmış gibi. Turistik haritaların dışında Barberini’ye çıkıp yukarı doğru yürüdüğünüzde bizim Nişantaşı’na, Ulus’a falan gelmiş gibi oluyor. Daha lüks restoranlar, gerçek İtalyan yemeği, şık bakınlı Romalı’lar, güzel kafeler…

İtalya diyince ilk akla gelen İtalyan mutfağı oluyor. Listenin başında da pizza, makarna geliyor. Döner, pide gibi. Ama asıl İtalyan mutfağı bereketli Toscana topraklarının mahsüllerinin harmanlanmasından geliyor; bunu da Roma da bulabileceğiniz mekanlar aşırı pahalı ve çoğu da gezdiğiniz güzergahın dışında. Doğruyu söylemek gerekirse Floransa’yı yemek konusunda çok daha başarılı buldum. Ama Cortona’nın yanında lafı bile olmaz. Biz gezimiz boyunca Vedat Miror’un, yemek bloglarının, arkadaş önerilerinin peşinde sirk lokantalarında bile yedik ki oralara daha sonra ayrıca değineceğim.

Zamanınız kısaysa öyle uzun uzun 5 gün, 1 hafta Roma’ya ayırmayın. Bu anlattığım yerler dışında klasik bir Avrupa kenti. Gidin Siena’yı, San Gimignano’yu falan gezin. Yemyeşil vadide yüzlerce, binlerce yıllık köyler arasında kaybolun. Biz önceden otelleri vs ayarlamamış olsak, ben oraların bu kadar güzel olduğunu bilsem 2 günde bitirirdim. O yüzden şimdi iyilik olsun diye 2 günlük Roma gezisi planı yapiyorum sizin için.

1. gün

İspanyol merdivenleri’nden Aşk Çeşmesi’ne yürüyün (max 15dk) Buralara erkengidin ki fotograf çekecek açıları yakalayabilin. Yoksa aşırı kalabalık oluyor.

fontana di trevi

Aşk Çeşmesi’den Piazza Venezia Meydanı’na yürüyün. Vittorio Emanuele II müzesini gezmeyecekseniz merdivenlerine bir çıkıp inin. Zaten oturmanız yasak.

Vittorio Emanuele II ‘nin hemen arkası Roma Forum ama siz sol tarafına doğru yürüyüp önce Kolezyuma gidin bilet kuyruğuna girin (1-1,5 saat) Bilet ikisi içinde geçerli ve Roma Forum’un girişi de zaten o tarafta. Hemen arkalarında da Domus Aurea var.

Buraları bitirdikten sonra acıkmış olursunuz ama o çevrede değil Pantheon yada Navona’da yiyin. Yada hemen köprüden Trastevere’ye geçip orda yiyip dönebilirsiniz. Sonrasında Pantheon’u gezersiniz. Aksam üzeri de meşhur alış veriş caddesi Via del Corso’da mağazalara bakar, bol bol ara sokaklarda kaybolursunuz.

2. Gün

Sabah Piazza del Popolo’ya gidip yukarısındaki bahçelere çıkar, şehrin nadir sakin, boş hallerine sahit olursunuz.

Bahçelerden Villa Medici’ye kadar yürür Ispanyol Merdivenleri’ne gelirsiniz. Kahvaltı yapar metroyla Vatikan’a gidersiniz.

Yada ne yapayım Ispanyol Merdivenleri’ni der, direkt köprüden Vatikan’a yürür, önce Castel Sant Angelo’yu görür, sonra Vatikan’a geçersiniz. Müzeleri gezecekseniz acele etmenize gerek yok, çok zamanınız var, o yuzden yayıla yayıla gezin sonra da nehir boyu yürüyüp Trastevere’ye inin. Yok Vatikan’da saatler harcayamam sıkılırım derseniz bu tarafa geçmeden önce diğer tarafta zaman geçirin ki akşam üzeri Trastevere’de olup yemek yiyin yada o daracık ara sokaklarda dolaşıp Roma Forum tarafına geçin ki bütün o gezdiğiniz anıtların akşam ışıklı halini görebilin. Bence görülmeye değer. Hem Roma Forum tarafına Yahudi mahallesinin içinden geçildiği için orayı da görmüş olur Roma gezinizi tamamlamış olursunuz.

Sevgiler…

Zen…

kolezyum

Bebekle Amerika Seyehati – Uçakta 26 saat

Posted on Updated on

Yeni yıl dolayısıyla valiz hazırlayan birçok arkadaşım bebekle yolculuğun ipuçlarını soruyordu. Malum Özgür Rüzgar’la 2 aylıktan itibaren sürekli yollara düşüyoruz. Bu postta en çok sorulan soruları cevaplamış olayım.

bebekle yolculuk

En son 2,5 ay önce 15 aylık çocukla 13 saatlik Los Angeles yolculuğu yaparak kendi rekorumuzu kırdık. Rüzgar’ın geçen kış alınan Amerika vizesi benim cesaret edememem nedeniyle bir türlü kullanılamıyor, seyehat sürekli erteleniyordu. Sonunda sevgili dayanamadı ve “biletleri alıyorum gelecek ay gidiyoruz” diyerek noktayı koydu. Tatilin 4 şehir ve uzun araba yolculukları içermesi bir yana uçuşun 13 saat sürmesi beni gerçekten ürkütüyordu. Ama kaçarı olmadığından ben de oturup 13 saati planladım.

Uçak yolculuğunda en önemli şeylerden biri bence koltuk konumu. THY’de bebek sepeti diye birşey var. 9 kg’a kadar olan bebeklere rezervasyonla veriliyor. Her uçakta 3 tane oluyor, duvara asılıyor. Rüzgar 10kg olmasına rağmen biz rezervasyon yaptırdık. Duvara asıldığı için ön koltuğu veriyorlar otomatik olarak. Böylece çocuğun hareket edebilmesi için geniş bir alan oluşuyor. Öndeki insanları rahatsız ediyoruz tedirginliği yaşanmıyor. 

IMG_2879

Rüzgar pek sığmasa da uyku esnasında da rahat oldu diyebilirim. Uyku planını birazdan ayrıca açıklayacağım.

ruzgar'la ucak yolculugu

Yurtdışı uçuşlarda saatler önceden havaalanına gitmek, check-in işlemleri falan yorucu olabiliyor, özellikle de bizim gibi her defasında havaalanına son anda varan, hatta uçak kaçırma vak’alarını sık sık yaşayan insanlar için. Hele hele de yol arkadaşları bir bebekse… Clubfinans’ın  primeclass CIP servis ‘i uçuş öncesi bizi çok rahatlatıyor. Daha havaalanına girmeden bir hostes tarafından karşılanıyorsunuz. Sıraya girmeden, kuyrukta beklemeden özel X-ray’den geçiyorsunuz. Bagajlarınız “porter” tarafından taşınıyor. Check-in işlemleriniz ve Duty Free alışverişlerinizde bir görevli size yardım ediyor. Ödemelerinizi yine sıraya girmeden, kuyruklarda beklemeden Duty Free’deki özel kasada yapıyorsunuz.

bebekle tatil

TAV Comfort Lounge’ta ağırlanıyorsunuz. Ki yemek ve atıştırmalıklarının kaliteli olması bir yana sanırım Atatürk Havalimaninda çocuk oyun alanı olan tek lounge (diğerlerinde rastalamadım). Zaten bu loungelar da olmasa havaalanları çekilmez bence.

bebekle tatil

bebekle tatil

bebekle tatil

Ve golf arabası ile çıkış yapacağınız gate’e bırakılıyorsunuz. Gatede sıra beklemeden hemen uçağa alınıyorsunuz.

bebekle tatil

Uçakta kimseyle gözgöze gelmemeye çalışarak yerleştim resmen. Sanki herkes bir bebek görünce “eyvah yolculuk nasıl geçecek” diye içinden de olsa söylenecek gibi geliyordu. En azından anne olmadan önce ben öyleydim. Ben ne kadar gerginsem baba ve oğul da aksine rahattı. Yerleşir yerleşmez Rüzgar legolarını çıkarıp oynamaya başladı. Çocukken oynamaktan hoşlanmadığım legolar meğer asrın icadıymış. Her yerde hayat kurtarıyor.

Ve tabiki arabaları,

Ne işe yaradığını anlamadığımız ama Rüzgar’ın bayıldığı bu renkli dotları

Sesli kitapları

Çıkartma kitaplarını

Boyaları

Baskı aletlerini 

Katkısı az olsa da tv ve ipad‘i (özellikle de araba yolculukları sırasında ne kadar önemli olduklarını bir kez daha anladık. Tv izletmediğimize pişman olduk.)

bebekle yolculuk

En önemlisi de birlikte yapıp oynadığımız parmak kuklaları unutmamak gerek.

Çok fazla yer kaplamayan bu can kurtaranlar gidiş dönüş 26 saat boyunca Rüzgar’ın sıkılmadan meşgul olmasını sağladı. Dönüşümlü olarak hepsiyle oynadık. Sıkıldığını farkettiğim zamanlarda da biraz dolaşmaya çıktık.

Yemek konusunda zaten problem yaşadığımız için yanımıza en sevdiği, besleyici olmasa bile midesini doldurup aç bırakmayacak, taşınması kolay şeyleri aldık. Bisküvi, dut, muz, çubuk kraker, elma, sebze püresi gibi. Aventin saklama kapları bu konuda son derece kullanışlı oluyor.

Bir de boba ve şu önlüğü unutmayalım =)

bebekle yolculuk

Eskiden bir sırt çantasıyla gezerken şimdi uçağın ıssız bir adaya düşme ihtimalini bile düşünüyorsunuz. Neticede haliniz…

cocukla yolculuk

En fazla sorunun geldiği uyku ve jetlag konusuna gelince;

Ben Los Angeles ve Türkiye’ deki uyku saatlerini birbirine adapte etmeye çalıştım. Gidişte %100 tuttu. Uçağa bindikten 2 saat sonra her zamanki saatinde öğle uykusunu uyudu. Akşam uykusu ise Los Angeles saatiyle öglen 11-12’ye denk geliyordu. O nedenle gece uykusu gibi değil Los Angeles’a göre ögle uykusu olarak 3 saat uyuttum. 16.30 da toplam 5 saat uykuyla uçaktan dinç bir şekilde indi. San Diego’ya vardığımızda akşam olduğundan normal saatinde gece uykusu uyudu.  Böylece tatil boyunca jetlag sorunu yaşamadık.

Dönüşte ise uçakta herşey planladığım gibi gitti. Uçağa akşam bindik ve bindikten 2 saat sonra 6 saat gece uykusu uyudu. İstanbul’a aksam üzeri döndük ve gece tekrar gece uykusu uyudu. Sabah normal saatinden biraz erken uyandı o kadar. Fakat ben jetlag olup öglen uzun süre uyuyunca o da benimle uyudu ve 10 gün sürecek olan uyku kabusu başlamış oldu.

Ama itiraf edelim ki gidişteki düşük sıcaklığı, dönüşte inişe gecerkenki kısa süreli ağlamayı saymazsak oldukça rahat bir yolculuktu. Diğer büyük çocuklar bile ağladığı için tüm yolculardan ve kabin ekibinden alkış aldık. Hatta kitap bile okuyabildik .

Tatilin en zor kısmını anlatmış bulunuyorum. San Diego, Los Angeles, Pacific Highway, Malibu, Santa Barbara, Monterey, San Francisco, Carmel, Santa Monica ayakları da artık başka bir posta.

Zen…

En İyi Tatil Anne Yanında Geçendir

Posted on Updated on

Ben daha bir tatil postunu yazmadan yenisi için plan yapmaya başladım bile. Ama söylemeliyim ki hiçbir tatil anne yanında yapılanın konforunda olmuyor.

anne yaninda tatil

Rüzgar’la daha önce çok uçak yolculuğu yapmıştık ama o zamanlar bu kadar hareketli değildi. Bu nedenle nasıl tepki vereceğini kestiremiyordum. Uçakta ağlayan bebek sesine gıcık olan, söylenen biri olarak 1 yıldır karşı saftayım. Ve bu duruma hemencecik atapte oldum. Ağladığında “bebek bu tabiki ağlayacak” moduna giriveriyorum hemen. Rahatım anlayacağınız. Neyseki çocuğum da benim kadar rahat, uçağa adım atar atmaz hosteslerle kaynaştı. Daha sonra kokpitten gelen istek üzerine oraya da el attı=)

bebekle uçak yolculuğu

İnsan uçağa biner binmez “biran önce havalansın, hadi ama neden hala hareket etmedi ki” der ya, çocukluysan bu duygu tarif edilemez=) Ama neyseki Rüzgar hiç sorun çıkarmadı da ben uçakta ağlayan diğer bebeklere söylenebildim. Uçakta o kadar çok ağlayan bebek vardı ki, inerken herkes “ağlamayan bebeğin annesi” olduğum için bizi tebrik etti.

ucakta aglamayan bebek

Alanya’ya gittiğimizde Rüzgar’ı bir süpriz bekliyordu. Kahverengi, uzun kulaklı, sevimli mi sevimli Odie; annanesinin minik oğlu.

bebek ve kopek

Rüzgar ve Odie plajda o kadar populer oldular ki düzenli olarak ziyarete gelen hayranları bile vardı=)

Akdeniz bebekle tatil için ideal. Su sıcaklığı mayıs ortasından eylül sonuna kadar bebek için uygun. Rüzgar gibi sıcak soğuk farketmeden su seven bir bebekse ekimde bile denize girebilir -ki 29 ekimde denize girdiginde 4 aylıktı Rüzgar. Çeşme’de temmuz ayında denize girerken ben bile üşümüşken bu oldukça önemli.

cleopatra beach

Tatile çıkarken bizim için önemli sorunların başında beslenme geliyor. Organik ve doğal beslenmeden taviz vermemeye çalışırken gittiğimiz her yere yanımızda meyve, sebzemizi de taşıyoruz. Neyse ki Rüzgar’ın annannesi uzun zamandır sağlıklı yaşama takmış durumda da domates, biber, patlıcan, çilek, hatta kavun bir sürü meyve, sebzeyi kendisi yetiştiriyor. Rüzgar da kendi domatesini, biberini dalından koparıp yiyebiliyor. Bu da onun için harika bir deneyim.

Sabah uyanıp Odie’yi tuvalete çıkaran, sonrasında sahile inip yürüyüş yapıp denize giren, geldiğinde topladığı meyve sebzeyle kahvaltısını yapan, tüm günü park ve plajlarda geçiren, annanne ve teyzeler tarafından limitsiz şımartılan Rüzgar’ı iki haftanın sonunda eve adapte etmek, benim için o rahatlığı bırakmak zor olsa da çok yakında yine geleceğiz diyerek ayrıldık Alanya’dan .

Zen…

Dikkat! Bu Bir “Tatil Postu”dur

Posted on Updated on

 Bir ayda iki koca tatilin ardından kahvemi, çikolatamı, ipod kumandami yanımi aldım, ayaklarımı uzattım, huzur ve özlemle yeni postu yaziyorum…

tatil

Rüzgar’ın doğum günü kutlamasının ardından çıkılan Çeşme tatili, sonrasında Alanya’da iki haftalık anne yanı tatili bize çok da iyi geldi =)

Geçen yaz da Rüzgar’la birkac kez tatile çıkmıştık ama daha çok küçük olduğu için daha rahattık. Ama bu yaz son derece hareketli bir bebekle ilk başta biraz ürkütücü gelmişti. “dur çocuğum, koşma çocuğum, otur çocuğum, havuza atlama, dalgalara koşma, denize dalma çocuğum”….

Çeşme tatili sevgilinin Rüzgar’ın doğum gününde bana hediyesiydi. Çeşme her ne kadar da kalabalık, yol geçen hanı ve kaotik hale gelse de, artık bizim için keşfedilecek yeri kalmadıysa da İstanbul’a yakın. Bebek arka koltukta ağlamadan otele varılabiliyor, yolda zaman kaybedilmiyor. Veee ben surf yapabiliyorum =)

Yanıma hiçbir şey almayacağım diye başladığım 1 saatlik bavul hazırlığıyla neredeyse koskoca jeepe sığmayacaktık; o derece… Kaldı ki bez vs gibi şeyleri götürmeyip oradan aldık. Yani bebekle tatile çıkılırken eskiden yaptığınız gibi 2-3 bikini, 2 elbise,  2 şort,  birkaç t-shirt, bir terlik, bir ayakkabı, 2 şapkadan oluşan minik valizinizden vazgeçmeniz gerekiyor. Okul günlerinizdeki gibi bir sırt çantasıyla 3-4 yer gezmeyi zaten tamamen unutun….

Yolculuk gayet iyi geçti. Sadece feribotta biraz huysuzluk yaşadık o kadar. Yoğun ve yorucu geçen bir partiden çıkmış, gece uykusundan uyandırılıp yola çıkarılmış bir bebek için gayet normal ve azdı bile =) Dönüşte de feribotun çocuk oyun alanı bizi rahatlattı.

Otel olarak da artık bebekli bir aile olduğumuzdan, eskisi gibi Alaçatı’nın butik otelleri yerine Rüzgar’la rahat edebileceğimiz bir spa otele gittik. Ilica Hotel Spa & Wellness Resort temizliği, az ama kaliteli açık büfesi, taze ve doğal meyve, sebzesi,  özellikle ve özellikle saygılı, güler yüzlü, iyi personeliyle otel konusunda ne kadar doğru karar verdiğimizi gösterdi.

Rüzgar otele adım attığı andan itibaren denizden ve havuzdan çıkmadı.

IMG_9613

Hatta suda uyuyup suda uyandı diyebilirim =))

IMG_9666

Tabii Çark’da ana-oğul surf konusunda ne kadar yetenekli olduğumuzu da gösterdik =)) Benimle birlikte surf yapmaya gelen Özgür Rüzgar, adına yaraşır şekilde en minik surfçü olarak herkesi kendine hayran bıraktı.  2 yaz önce yaşadığım kaybolma olayı üzerine bu yıl BuBi Surf Okulu yerine, dünya şampiyonu Bora Kozanoğlu’nun sörf okulu‘nu tercih ettim -ki okul değiştirmekte çok da iyi yapmışım.

sorfcu ruzgar

Rüzgar için “ilerde surfçü olacak bu çocuk belli” diyorlar ya göreceğiz bakalım.

en minik surfcu

Ahh çocuğum kendini Byron Bay’de sanıyor=)

en minik surfcu

Bora Abi’nin madalyalarına şimdiden göz dikti ya hadi hayırlısı =) Ayrıca Bora Kozanoğlu’nun annesi Sinem Hanım’a da destek icin teşekkurler=)

en minik surfcu

Eskiden festivallere, konserlere geldiğimiz, nar ağaçlarının altında kitap okuduğumuz Babylon’da çocuklu ailelere bakıp bakıp “ayy ne güzel, biz de bebeğimizle geliriz” derdik, o yaz bu yazmış=))

babylon boy

Daha yeni tatilden dönmüş biri olarak resimlere göz attıkça tatil isteğim yine depreşti, en iyisi yazıyı burada kesip kendimi havuzunda avutayım… Tatilin ikinci ayağı da bir sonraki posta kalsin…

Zen

Tatil Gunlerine Ozlemle………Part I- Bozcaada

Posted on Updated on

1haftadir yagmur var Istanbul’da…. Kis erken geldi bu yil… Ben psikolojik olarak hazirliksiz yakalandim….

Is yogunluguyla, jazz festivali kosusturmasiyla ve ‘O’nun hastaligiyla gecen bir haftanin son gununu evde gecirmek istedik. Zaten hava oylesine kasvetli ki insanin icinden hicbir sey yapmak gelmiyor.

Tam da boylesi bir havada tatil fotograflarina goz atma gafletinde bulundum. Goz atarken oldukca uzun zaman gecmis gibi hissettim. Ve son tatilimizden hic bahsetmedigimin farkina vardim.

Bu yil bayram tatilimizin ilk duragi Bozcaada idi.

Binlerce yillik Akdeniz tarihine taniklik ettigi halde zamani durduran Tenedos………

Bayram oncesi yogun gecen bir Cuma’dan, felaket bir trafikten sonra uyuyup, sadece ve sadece yarim saatlik bir hazirlikla gece 3 de yola koyulmustuk. Playlistimiz bile olmadan Gelibolu’ya vardik. ‘O’nun yon duygusu ve Iphone sayesinde kaybolmadan, zaman kaybetmeden…….. Yolda atistirmaliklar oldukca ise yariyor, ki cekirdekli kurabiyeler, kuruyemis, cikolata ve tereyagli tahilli atistirmaliklarla biz dogru secimler yapmisiz. Sezen Aksu’nun yazin son donemlerinde fazlaca dinledigim albumu Optum’u, Duman’in Canli’si, Zaz, birkac gun sonra Cesme’de canli canli dinleyecegimiz Nouvelle Vogue , Candan Ercetin yol boyu bize eslik etti. Gelibolu – Lapseki- Geyikli sonrasi erkenden iskeledeydik.

Feribot yaklastikca adada neredeyse hic yesillik yokmus gibi geldi. Adi bu yuzden ‘Boz’caada olsa gerek. Indigimizde yogun bir arac trafigi ve kalabalik karsiladi bizi. Ve kalabaliktan kendini gosteremeyen bir ada.

Ada merkezinde heryer yurume mesafesinde. Ama denize girmek yada ruzgar gullerinin kenarindan gun batimini izlemek istiyorsaniz araba sart. Adada park yeri bulmak buyuk sorun. ve daracik ada sokaklarinda araba kullanmak buyuk marifet gerektiriyor.

Adada neredeyse her aile evini otele yada pansiyona donusturmus. Buna ragmen kalacak yer bulma sorunu var. Kapasite yogunlugu kaldirmiyor. Ada merkezinde bizim kaldigimiz Katina Otel’le birlikte  sadece 15 otelde odalarda banyo tuvalet bulunuyor. Kaldigimiz Rum mahallesi adanin ruhunu yansitan en guzel yer bence. Renkli pencereleri ile sirin yapilar o ruzgarli serin ada gunlerinde insanin ruhunu isitiyor. Tamam adanin yapilarla kirlenmesini istemem. Gitsin Toki yada Agaoglu oraya site yapsin demiyorum. Ama ayni ruhu yansitan rum evleri ile yeni sokaklar kurulabilir. Cunku goruyorum ki Bozcaada’ya artik cok fazla talep olacak.

Ada tarihinden, Fransa adina savasirken adada olen Senagal askerlerinden soz etmek isterdim ama cok uzun olacak. Onun yerine Bozcaada Kalesi’nin inanilmaz guzellikteki manzarasini paylasmak istedim.

Bir de kalenin ada merkezini goren tarafina bakarsak….

Ne kadar huzurlu oldugumu tahmin edersiniz:)

Tenedos ve sarap:)

Ve ‘O’

Suan boza esliginde resimlere goz atarken o manzarayi ozluyorum……

Bozcaada hakkinda bir kac oneri de bulunacak olursam:

Sahilde yemek yemeyi planliyorsaniz Vasilaki’yi tercih edin. Mezeleri Baliklama’ya gore daha iyi bence.

Cok pahali olur diyorsaniz Rum Mahallesi yada Turk Mahallesindeki mekanlari tercih edebilirsiniz. Boyle bir durumda kesinlikle rezervasyon yaptirin. Adada restaurantlar kapasiteyi karsilamiyor.

Adada tesise sahip 2 plaj var; Ayazma ve Mitos. Sezlong sayisi az. Bu nedenle rezervasyon yaptirmaniz gerekebilir. ‘burasi ada, nereye gitsem deniz’ diyorsaniz Akvaryum Koyu’nu tavsiye ederim -soguk nedeniyle ben giremesem de…

Malum Tenedos ismi sarapla ozdeslesmis. Sarap fabrikasina tadima gidin derim.

Sarabinizi alin ve ruzgar gullerinin eteginde gun batimi izleyin…… Bir ayin gibi……

Resmen ic gecirerek bakiyorum fotograflara :((

Bozcaadaya gitmisken damla sakizli dondurma yiyin (Cesme’dekinden cok daha iyi), domates receli ve Efi badem kurabiyesi alin (kesinlikle)…

Bozcaada’dan ayrilip Alacati’ya dogru yola ciktigimizda bayramin ilk gunuydu ve sokaktan gecerken bircok insan bayramimizi kutlamisti. Insanin zihninde bir yerlerden cocukluk gunlerine ait tanidik bir tadi ortaya cikaran tatli bir sicaklikti bu.

Bozcaada klasik, standart tatil yorelerinden sikilanlar, tatil icin kisitli zamani olanlar, kucuk sahil kasabasi yasantisina ozlem duyanlar ve dinlenmek isteyenler icin ideal bir yer.