zen’in bilgi sandigi

Emzirme ve Ötesi

Posted on Updated on

zendunyasi, emzirme

Bir süredir memeden kesme üzerine sorular geliyor. Bu benim için öylesine zorlu bir süreçti ki neresinden başlayıp yazacağımı bilemedim. En iyisinin baştan başlamak olduğuna karar verdim.

10 saat sancı çekmeme, annemin ne olur sezeryane alın diye yalvarmasına rağmen direnip normal doğum yapan biri olarak emzirmenin sorun olabileceğini hiç düşünmemiştim. Öyle ki bunun sorun olduğundan bile haberim yoktu. Bebeği kucağına alırsın ve emzirirsin; herşey işte bu kadar basittir. Bütün filmlerde öyle oluyordu. Hiç kimse de bana deneyimini anlatmamıştı. Hem ben doğuma hazırlık kurslarında gayet iyi ders dinleyip, bütün konulara çalışmıştım.

Bizim için de herşey çok normal başladı.  Özgür Rüzgar çok sağlıklı, cin gibi bir bebekti ve çok iştahlıydı. Sürekli emmek istiyordu. Kursta “3 saatte bir mutlaka emzirin” denmişti, hemşiremiz, doktorumuz hepsi öyle söylemişti. Yani arada sırada da olsa 3 saat emmeden dayanabiliyor olması gerekiyordu. Ama Rüzgar’ın kucağımdan yatağına konmaya bile tahammülü yoktu. Ve daha 2. hafta meme ucu çatlağı oldum. Herkes yine de emzirmemi söylüyordu. Emzirmemek için annemle, Özgür’le kavga ediyordum. Sağarak vermeyi tercih ettim, hamileyken Amerika’dan güçlü elektrikli bir pompa almıştım. Ama  sağmama rağmen yine de mastit oldu. Herşey gitgide kabusa dönüyordu. Filmlerde bu sahneler hep soft ve romantikken ben baya baya acı çekiyordum; hem fiziksel, hem ruhsal… Daha 1 ay olmadan bir de sütüm azaldı tam oldu…

Doktorumuz günde 3×30 cc mama verdi. Herşeyin en kötüsü işte buydu. Daha el kadar, bebeğime yapay mama verecektim, daha yeni oluşan hücrelerinin yapı taşı yapay mama olacaktı.  Ne seneryolar yazdım kafamda anlatamam. Ona mama verirken ne kadar ağladığımı, nasıl acı çektiğimi bir ben bilirim. En doğal, en organik, en güvenilir mama hangisi nerden bilecektim, sütüm nasıl artacaktı hepsi ayrı ayrı problemdi. Tez çalışır gibi araştırıyordum. Herkese ne kadar sütün var, ne yiyorsun, ne içiyorsun, ne kadar mama veriyorsun diye takıntılı bir şekilde sorup duruyordum. Bu konuda sosyal ağlarda emzirme gibi konularda ahkam kesen kişilerin aslında hiçbir şey bilmediğini gördüm. Aç olduğunu düşünmüyorsam mama miktarını 2’ye 1’e düşürüyordum. Uyuduğu saatlerde hastane tipi pompayla sağıyordum. Mamayı da memeden uzaklaşmasın, kolaya kaçmasın diye kadeh ve kaşık biberonla veriyordum. Bu arada sütümü arttıran en etkili şey de Amerikan ve İsveç sağlık sitelerinde okuduğum malt tabletleri oldu.

emzirme

Birkaç hafta daha böyle giderken, mamayı neredeyse kesmişken Rüzgar birden memelerden birini almak istemedi. Problemler bitmek bilmiyordu. Benimle aynı dönem doğum yapan Amerika’lı bir bloggerın yazısında bir biberon görmüştüm. Memeyi reddeden kızının tekrar emmeye başladığını anlatıyordu. Arayıp buldum o biberonu ve işe yaradı sanırım.

3 ayın sonunda artık nihayet mamayı kesmiş düzgün bir şekilde emziriyordum. O ilk 3 ayın acısını çıkarırcasına 22 ay da fazlasıyla, ne zaman isterse, nerde isterse emzirdim. En şık restoranlarda, partilerde, Alaçatı’da sorf yaparken boarddan inip, Carmel’de herkes romantik bir şekilde okyanusu seyrederken, Bozcaada’da gün batımını izlerken, La Jolla’nın sosyetik insanlarının içinde, Malibu’da board üzerinde…  Bakışlara hiç aldırmadan….

zendunyasi

Ama öyle bir noktaya geldik ki herkes Rüzgar’ın yeme, uyku sorunlarını emmesine bağladı; doktorları bile. Hiç emzik almamıştı ama beni emzik gibi kullanıyordu. Hem doktorumuz Demet Hanım hem destek aldığımız Norma Razon birden değil azaltarak kesmemizi önerdi. Memeden kesme gündeme geldikten sonra 4 ay direndim, yapamadım. Bıraktığımızda bebeğim büyüyecek gibi geliyordu, aramızdaki o tarif edilemez bağ kopacak gibi geliyordu. Emzirirken ki sohbetlerimizi bir daha yapamayacaktık.

Ve bir gün Özgür gelip İtalya’ya gidiyoruz tatile dedi. Roma-Floransa-Toscana tatili planlamıştı; “Rüzgar’sız”… Biz İtalya’ya gideceğiz, Rüzgar annannede kalacak, böylelikle doğal olarak memeden de kesilecekti. Sonlara gelmistik artık, her defasında bu anları bir daha yaşayamayacağız diye hüzünleniyordum. Alanya’ya gittik anneme, ben ilk gün yapamadım, hazır değildim. 2. gün gece uzun uzun seyrettim, ağladım ve çok hüzünlü bir şekilde sabah emzirdikten sonra bir daha vermedim. Annanne ve teyze denizde, plajda, sokakta oyalamak için ellerinden geleni yaptılar. Ne zaman istese dikkatini dağıttık. İlk gün koşturmayla ne olduğunu o da ben de anlayamadık. Göğüslerimi sargı beziyle sıkı sıkı sardım, hiç medikal birşeyler kullanmadım, sıvıyı çok az tükettim, süt yapıcı şeyleri yemedim. Zor olan gece ve 2. gün oldu. Artık çok fazla süt birikmişti mecburen biraz biraz sağdım. 3. gün süt pompam ve ben Roma’daydık. Aklım hep Rüzgar’daydı. Özgür de ben de nerde çocuk görsek duygusallaşıyorduk, pusetlerdeki bütün çocukları sevmek istiyorduk. Her telefon görüşmemizden sonra kötü oluyorduk. O da annanne, teyze, büyük teyzeyle çok iyi zaman geçirse de beni çok özlemiş.  Döndüğümüzde artık emme durumu sonlanmıştı.

Evet herşeyi sabit tutup sadece 1 şeyi değiştirmek gerek. Doktorumuz da ısrarla bunu söyledi ama biz başka türlü bu süreci atlatamazdık. Döndüğümüzde acaba bir travmaya neden olduk mu diye Bülent Madi ve Aslı Sazcı ile de görüştük, içimiz rahatladı.

Bizim için bir dönem böyle kapandı. Evet rahatladım ama ne yalan söyleyeyim bazen çok özlüyorum. Emzirirken ki fotograf ve videolarımızı izleyip özlem gideriyorum…

Zen…

Bebekle Amerika Seyehati – Uçakta 26 saat

Posted on Updated on

Yeni yıl dolayısıyla valiz hazırlayan birçok arkadaşım bebekle yolculuğun ipuçlarını soruyordu. Malum Özgür Rüzgar’la 2 aylıktan itibaren sürekli yollara düşüyoruz. Bu postta en çok sorulan soruları cevaplamış olayım.

bebekle yolculuk

En son 2,5 ay önce 15 aylık çocukla 13 saatlik Los Angeles yolculuğu yaparak kendi rekorumuzu kırdık. Rüzgar’ın geçen kış alınan Amerika vizesi benim cesaret edememem nedeniyle bir türlü kullanılamıyor, seyehat sürekli erteleniyordu. Sonunda sevgili dayanamadı ve “biletleri alıyorum gelecek ay gidiyoruz” diyerek noktayı koydu. Tatilin 4 şehir ve uzun araba yolculukları içermesi bir yana uçuşun 13 saat sürmesi beni gerçekten ürkütüyordu. Ama kaçarı olmadığından ben de oturup 13 saati planladım.

Uçak yolculuğunda en önemli şeylerden biri bence koltuk konumu. THY’de bebek sepeti diye birşey var. 9 kg’a kadar olan bebeklere rezervasyonla veriliyor. Her uçakta 3 tane oluyor, duvara asılıyor. Rüzgar 10kg olmasına rağmen biz rezervasyon yaptırdık. Duvara asıldığı için ön koltuğu veriyorlar otomatik olarak. Böylece çocuğun hareket edebilmesi için geniş bir alan oluşuyor. Öndeki insanları rahatsız ediyoruz tedirginliği yaşanmıyor. 

IMG_2879

Rüzgar pek sığmasa da uyku esnasında da rahat oldu diyebilirim. Uyku planını birazdan ayrıca açıklayacağım.

ruzgar'la ucak yolculugu

Yurtdışı uçuşlarda saatler önceden havaalanına gitmek, check-in işlemleri falan yorucu olabiliyor, özellikle de bizim gibi her defasında havaalanına son anda varan, hatta uçak kaçırma vak’alarını sık sık yaşayan insanlar için. Hele hele de yol arkadaşları bir bebekse… Clubfinans’ın  primeclass CIP servis ‘i uçuş öncesi bizi çok rahatlatıyor. Daha havaalanına girmeden bir hostes tarafından karşılanıyorsunuz. Sıraya girmeden, kuyrukta beklemeden özel X-ray’den geçiyorsunuz. Bagajlarınız “porter” tarafından taşınıyor. Check-in işlemleriniz ve Duty Free alışverişlerinizde bir görevli size yardım ediyor. Ödemelerinizi yine sıraya girmeden, kuyruklarda beklemeden Duty Free’deki özel kasada yapıyorsunuz.

bebekle tatil

TAV Comfort Lounge’ta ağırlanıyorsunuz. Ki yemek ve atıştırmalıklarının kaliteli olması bir yana sanırım Atatürk Havalimaninda çocuk oyun alanı olan tek lounge (diğerlerinde rastalamadım). Zaten bu loungelar da olmasa havaalanları çekilmez bence.

bebekle tatil

bebekle tatil

bebekle tatil

Ve golf arabası ile çıkış yapacağınız gate’e bırakılıyorsunuz. Gatede sıra beklemeden hemen uçağa alınıyorsunuz.

bebekle tatil

Uçakta kimseyle gözgöze gelmemeye çalışarak yerleştim resmen. Sanki herkes bir bebek görünce “eyvah yolculuk nasıl geçecek” diye içinden de olsa söylenecek gibi geliyordu. En azından anne olmadan önce ben öyleydim. Ben ne kadar gerginsem baba ve oğul da aksine rahattı. Yerleşir yerleşmez Rüzgar legolarını çıkarıp oynamaya başladı. Çocukken oynamaktan hoşlanmadığım legolar meğer asrın icadıymış. Her yerde hayat kurtarıyor.

Ve tabiki arabaları,

Ne işe yaradığını anlamadığımız ama Rüzgar’ın bayıldığı bu renkli dotları

Sesli kitapları

Çıkartma kitaplarını

Boyaları

Baskı aletlerini 

Katkısı az olsa da tv ve ipad‘i (özellikle de araba yolculukları sırasında ne kadar önemli olduklarını bir kez daha anladık. Tv izletmediğimize pişman olduk.)

bebekle yolculuk

En önemlisi de birlikte yapıp oynadığımız parmak kuklaları unutmamak gerek.

Çok fazla yer kaplamayan bu can kurtaranlar gidiş dönüş 26 saat boyunca Rüzgar’ın sıkılmadan meşgul olmasını sağladı. Dönüşümlü olarak hepsiyle oynadık. Sıkıldığını farkettiğim zamanlarda da biraz dolaşmaya çıktık.

Yemek konusunda zaten problem yaşadığımız için yanımıza en sevdiği, besleyici olmasa bile midesini doldurup aç bırakmayacak, taşınması kolay şeyleri aldık. Bisküvi, dut, muz, çubuk kraker, elma, sebze püresi gibi. Aventin saklama kapları bu konuda son derece kullanışlı oluyor.

Bir de boba ve şu önlüğü unutmayalım =)

bebekle yolculuk

Eskiden bir sırt çantasıyla gezerken şimdi uçağın ıssız bir adaya düşme ihtimalini bile düşünüyorsunuz. Neticede haliniz…

cocukla yolculuk

En fazla sorunun geldiği uyku ve jetlag konusuna gelince;

Ben Los Angeles ve Türkiye’ deki uyku saatlerini birbirine adapte etmeye çalıştım. Gidişte %100 tuttu. Uçağa bindikten 2 saat sonra her zamanki saatinde öğle uykusunu uyudu. Akşam uykusu ise Los Angeles saatiyle öglen 11-12’ye denk geliyordu. O nedenle gece uykusu gibi değil Los Angeles’a göre ögle uykusu olarak 3 saat uyuttum. 16.30 da toplam 5 saat uykuyla uçaktan dinç bir şekilde indi. San Diego’ya vardığımızda akşam olduğundan normal saatinde gece uykusu uyudu.  Böylece tatil boyunca jetlag sorunu yaşamadık.

Dönüşte ise uçakta herşey planladığım gibi gitti. Uçağa akşam bindik ve bindikten 2 saat sonra 6 saat gece uykusu uyudu. İstanbul’a aksam üzeri döndük ve gece tekrar gece uykusu uyudu. Sabah normal saatinden biraz erken uyandı o kadar. Fakat ben jetlag olup öglen uzun süre uyuyunca o da benimle uyudu ve 10 gün sürecek olan uyku kabusu başlamış oldu.

Ama itiraf edelim ki gidişteki düşük sıcaklığı, dönüşte inişe gecerkenki kısa süreli ağlamayı saymazsak oldukça rahat bir yolculuktu. Diğer büyük çocuklar bile ağladığı için tüm yolculardan ve kabin ekibinden alkış aldık. Hatta kitap bile okuyabildik .

Tatilin en zor kısmını anlatmış bulunuyorum. San Diego, Los Angeles, Pacific Highway, Malibu, Santa Barbara, Monterey, San Francisco, Carmel, Santa Monica ayakları da artık başka bir posta.

Zen…

“Övgü Çocuklara Nasıl Zarar Veriyor?”

Posted on Updated on

compliment

Doktorunun söylediğine göre gelişimi döneminin bir hayli önünde giden Rüzgar, ailenin de ilk ve tek torunu olması nedeniyle fazlasıyla övgü alıyor. Belki de daha önce hiçbir çocuğun gelişimine tanıklık etmediğimden bana normal gelen davranışları, hareketleri evde, dışarda ilgi çekip alkışlanıyor. “ne var bunda, hep yapıyor” gibi bir tavır takındığımda çocuğuna ilgi göstemeyen, takdir etmeyen muşmula anne izlenimi yaratıyorum.

Son dönemlerde Rüzgar alkışlanmaya, “harikasın, süpersin, bravo Rüzgar’a” gibi övgülere o kadar alıştı ki, 2 kaşık fazla yediğinde, hep yaptığı yapbozu tamamladığında, birkaç lego fazla birleştirdiğinde hatta abartıp 2 çizgi çizdiğinde bile bunları duymak istiyor. Bu da beni endişelendiriyor.

Tam da bunları araştırırken gelen Özgür Bolat‘in kaleme aldığı yazı ilgimi çekti, sizinle de paylaşayım istedim.

ÖVGÜ ÇOCUKLARA NASIL ZARAR VERİYOR?

Yıl, 1957. Yer, Yale Üniversitesi psikoloji laboratuarı.

Prof. Curt Richter, fareleri tek tek içi su dolu kaplara koyuyor.

Fareler yüzerek kurtulmaya çalışıyor. Ama maalesef fareler yoruluyor ve boğularak can veriyor.

Prof. Richter, farelerin ortalama 15 dakika yüzdüğünü keşfediyor.

Deneyin ikinci kısmında, bir grup yeni fareyi tekrar suya bırakıyor ama bu sefer 15 dakika dolmadan önce kabın su miktarını artırıyor.

Su miktarı artınca fareler yüzerek kabın dışına çıkıp boğulmaktan kurtuluyor. Yani, Richter bu farelerde “Ben başardım” duygusu yaratıyor.

Daha sonra aynı fareleri tekrar su dolu kaba koyuyor. Sizce “Ben başardım” duygusuna sahip fareler, bu sefer ne kadar yüzmüştür?

Normalde 15 dakika yüzen fareler bu sefer tam 72 saat yüzüyor.

Neden?

Çünkü bu fareler biliyor ki başarı onların kontrolü altında. “Başarı benim kontrolümde” duygusu da çabayı ve azmi getiriyor.

Aynı şekilde bu duyguya sahip çocuk inanılmaz azimli oluyor. Övgü, çocuklarda “başarı benim kontrolümde” duygusu yaratır mı?

BAĞIMLILIK DUYGUSU

Sanılanın aksine övmek, çocuğun elinden kontrol duygusunu alıyor ve güçsüzlük duygusu yaratıyor.

Sürekli övülen çocuk ailesinin ya da öğretmenin yargılarına bağımlı hale geliyor. Kendi özdeğerlendirmesini yapamıyor. Kendi yargısını oluşturamıyor.

Değerlendirme işini övgüyü sunana bırakıyor. Ona bağımlı oluyor.

Bağımlılık duygusu da “Başarı ölçütleri benim değil, ailemin/öğretmenimin kontrolünde” düşüncesi yaratıyor.

Aile ya da öğretmen güzel derse mutlu oluyor, kötü derse mutsuz oluyor. Kendisini değerlendirme özgürlüğü elinden alınıyor.

SAĞLIKLI AYRILMA

Aslında bir ailenin en büyük görevi, kendine bağımlı olan çocuğu en sağlıklı şekilde bağımsız hale getirmek. Ama övgü bu bağımlılığı daha da artırıyor.

Yargıda bulunan taraf güçlü durumda oluyor. Aile çocuğu överek aslında bir güç dengesi yaratıyor. Çocuğa ben güçlüyüm, sen güçsüzsün mesajı veriyor.

Övgü bir nevi çocukları aşağılıyor.

İLİŞKİLER

Övgü aslında ilişkileri de bozuyor.

En fazla övgü sunan aileler, aynı zamanda en fazla eleştiren aileler.

Çünkü her ikisinin özünde de kontrol etme ve bağımlılık yaratma dürtüsü var.

Hatta bazı aileler çocuklarının utangaç olduğunu zannederken, onların arkadaşları arasında çok sosyal olduğunu gözlemler.

Neden? Çünkü çocuk ailesinin yanında yargılandığı (olumlu ya da olumsuz) için, çok konuşmuyor

VASAT İŞ BEKLENTİSİ

Sürekli övgüde bulunan aile ya da öğretmen bazen vasat işleri de övüyor. Bu da çocukta tavan etkisi yaratır. Yani çocuk “Benim sıradan işim övülüyorsa, benim yapabileceğim en iyi iş bu.” diye düşünüyor.

Ya da çocuk en üst sınırını biliyorsa ama vasat iş övülüyorsa, vasat işler yaparak durumu idare edebileceğini düşünüyor. Daha iyi yapmayı bırakıyor.

Peki, övmek yerine ne yapmalı?

TANIKLIK SİSTEMİ

Övmek yerine, sadece çocuğun yaptığını görmek ve onu söylemek gerekiyor.
Başka bir deyişle, Doğan Hoca’nın (Cüceloğlu) deyimiyle sadece ona tanıklık etmek gerekiyor.

“Bülent çok çalıştı” demek yerine, “Bülent bir haftadır odasında çalıştı” demeli.

“Çok” sözcüğü bir övgüdür. Ama ikinci cümle sadece tanıklıktır. Ben senin ne yaptığını gördüm, mesajı verir.

“Taylan çok güzel masayı topladı.” demek övgüdür, “Babası bak, Taylan masayı topladı.” demek tanıklıktır. Övgüsüzdür ve olanı olduğu gibi söylemektir.

Övgü çocuğun elinden kontrolü alır ve onu güçsüzleştirir, ama tanıklık kontrolü ona verir.

Kontrolü kendinde hisseden çocuğu da kimse durduramaz.”

Daha Mutlu Ebeveyn-Çocuk İlişkisi İçin Sınır Koyma, Kuralları Belirleme

Posted on Updated on

Uzunca bir aradan sonra yeni yazı…. Nasıl mutluyum anlatamam =)) Malum, Rüzgar’la yaşam hayli yorucu, 2 satır yazmak için zaman bulmak mümkün değil…. Ama yine de heyecanla dinlediğim, pek çok önemli notla döndüğüm anneysen.com ‘un 16 Şubat’ta İstinye Park Hillside’da düzenlediği Daha Mutlu Ebevey-Çocuk İlişkisi İçin Sınır Koyma, Kuralları Belirleme eğitiminden bahsetmesem olmazdı.

Henüz yeni 8 aylık olan bebeğiyle, “hayır, yapma, onu alma, ordan tutma” vs gibi söylemlere başlamış, bu konuda da kafası hayli karışık olan biri için oldukça önemli bir konuydu bu. Bu konuda pek çok akım var ama ben hangisini uygulamalıydım yada nasıl bir kolaj yapmalıydım…. Psikoloji İstanbul’un ekibinden çocuk ve ergen terapisti Psikolog Tolga Erdoğan, bir baba olarak içerden bir bakış açısyla konuyu ele aldı ve biz kaygılı annelerin sorularını yanıtladı. Sonunda da iki çocuklu yasamını yakından takip ettiğimiz Elif Doğan, nam-ı diğer blogcu anne bizlerle deneyimlerini paylaştı.

IMG_6050

Eğitim sırasında kafamda pekçok ampul yandı. Bu nedenle anneysen.com ‘u kutlamak isterim, eğitim konuları ve uzmanlar konusunda bu kadar seçici davrandığı için.

anneysen.com’dan söz etmişken bebek isimlerine göz attınız mı anne adayları =)) Listenizi hazırlarken kesinlikle inceleyin derim 😉

Zen…

Hamilelikte Üçlü Test – Alfa Fetoprotein

Posted on Updated on

Hamilelik süresince en stresli dönemler sanırım test haftaları. Test sonucları sonrası doktorunuzla görüşme anı son derece korkutucu oluyor. İşte o korkutucu testlerden biri de ikinci trimester dönemindeki üçlü test.  Annede alfa fetoprotein taraması olarak da bilinir. Görünen o ki 16-18. haftalar arasinda  yapılan bu test 11-14 arası yapılan ikili-üçlü testin yerini alacak gibi. 


Bebeğin ürettiği bir madde olan alfa fetoproteinin kanda ya da serumda yüksek çıkması, spina bifida (omurilik kanalı açıklığı) ya da anansefali (kafa kemiklerinin olmaması) gibi omurilik kanalı kusuru olduğunu gösterir. Aşırı düşük sonuçlar ise down sendromu gibi kromozom kusurlarının belirtisidir.


Bu testte dikkat edilmesi gereken gebelik tarihinin doğru girilmesi. Gebelik tarihi sanılandan büyükse ya da küçükse AFB anormal çıkıp korku yaratır. 


Peki alfa fetoprotein taraması nasıl yapılır? Sadece küçük bir miktar kan örneği ile yapılır =) Sonuçta anormallik varsa tekrarlanır. İki sonuç uyumluysa amniyosentez yada CVS yapılır.


35 yaş üzeri anne adayları için garanti olan direkt amniyosentez uygulanması olsa da doktor görüşune bağlı olarak önce üçlü test de yapılabilir. Anne yaşının artması ile down sendromlu bebek doğurma riski arasında annenin yaşı ile doğrudan bir ilişki vardır ve bu riskin en belirgin şekilde arttığı yaş ise 35 yaştır. Malum günümüzde 35 yaşın üzerinde gebe olan kadın sayısı sürekli artış göstermektedir. Dolayısıyla da bu tür tarama testlerinin uygulanması ve güvenilirliği gün geçtikçe daha çok önem kazanmaktadır. Hatta o şekildedir ki bazı uzmanlar 35 yaşın üzerindeki her gebeye amniyosentez uygulanmasının gerekliliğini savunmaktadırlar.


Biliyorum sonuçlardaki küçük problemler sizin için çok büyük korku oluyor. Biz de bu testlerde değil ama ayrıntıli ultrasonda bir problem yaşamıştık ve o süreçte yaşadığım korku ve endişeyi kelimelerle anlatamam……. Ama unutmamak gerekir ki bu sadece bir tarama testi……. Şunu bilin ki 100 kadından 3 ya da 4 ünde ilk testte bebeğin problemi belirleniyor. Geri kalanında AFP yüksekliğinin nedeni çoğul gebelik yada yanlış gebelik tarihidir. Her araştırmada değişen, kesin olmayan sonuçlara göre üçlü tarama testinin down sendromunu yakalama olasılığı yaklaşık %60 olup %5 civarında hatalı pozitif olma olasılığı vardır. Bu oranlar anne yaşı ile direkt olarak ilgilidir. 35 yaşın altındaki kadınlarda hatalı pozitif oranı %4 olurken down sendromunu yakalama oranı yaklaşık %50’dir. Beklenen doğum tarihinde 35 yaşın üzerinde olan anne adaylarında ise yakalama oranı %80 iken hatalı pozitif oranı %25’lere kadar ulaşmaktadır. 


Hekesin test sonucunun normal değerlerde çıkması, sağlıkla bebeklerine kavuşmaları dileğiyle….


anne adayı Zen…….



 

 




Kabızlık ve Şişkinlik

Posted on

“Hamilelikte Beslenme” yazılarımdan sonra gelen maillerde kabızlık ve şişkinlik soruları geldi. Ben de doğuma hazırlık kursu için evden çıkmadan önce bu konuya kısaca değineyim istedim.

 

Kabızlık, hamileliğiniz boyunca canınızı sıkacak bir problem. Benim de hamileliğim boyunca yaşadığım  sorunların başında sindirim sorunu geliyor.  Oyle ki, her kontrolde doktora söyledigim tek şikayet bu neredeyse. Ve doktorum her zaman ki sakin ve alışmış ifadesiyle, bunun hiç de önemli  olmadığını hissettiriyor. Gerçi ben bunu zaten normalde de yaşıyordum 😦  Malum, hormonlarımız oldukça değişti bu dönemde. Buna bağlı olarak da bağırsak kas dokusunda gevşeme oluyor. Ayrıca rahim büyüdükçe de bağırsaklara baskı yaparak normal çalışmasını bozuyor. Netice, kabızlık……..

 

Engellemek için;


Saflaştırılmıs, işlenmiş yiyecekler yemeyin

Lifli gıdalar tüketin: sebzeler hafif pişmiş ya da çiğ, meyveler kabuklu, ekmekler tam tahıllı yensin. Bezelye gibi baklagiller tüketilebilir. Kuru üzüm, kuru kayısı, kuru incir gibi kuru meyveler yenebilir. Normalde lifli besinleri az yiyorsanız birden yüklenmeyin! Çünkü lifli besinler geçici olarak şişkinlik ve gaz da yapabilir.

Büyük öğünler değil az az sık sık yiyin

Yemeklerinize azıcık buğday kepeği ekleyebilirsiniz

Bol sıvı tüketin; özelllikle de su. meyve sebze suları da iyi gelebilir. Sıcak suya sıkılan limonun iyi geldiği söyleniyor ama bende işe yaramadı. Kuru erik suyu da iyi gelebilir.

Egzersiz, yürüyüş; hamileliğin her aşamasında günde yarım saat-1 saat yürüyebilirsiniz. Ilk 3 aydan sonra da pilates gibi egzersizleri kendinizi zorlamadan yapabilirsiniz.

 

Ben şişkinliği çok fazla yaşamadım, sindirim sorunu kadar beni rahatsız etmedi ama bunu yaşayan çok fazla gebe var. Ben böyle anlarda bebeğimin bundan rahatsız olduğunu düşünerek endişe ediyorum. Ama aslında bu endişem yersiz, çünkü bebeğim amniyotik sıvı içinde güvende, etkilenmiyor. Hatta belki de sizin mide ve bağırsak gurultunuz ona eğlenceli geliyordur 🙂

 

Engellemek için;


Düzenli tuvalete çıkın; kabızlık, şişkinlik ve gaz nedeni

Çok fazla yemeyin; çok yediğinizde sindirim sisteminize yüklenmiş olursunuz

Hava yutmamaya çalışın; hızlı yemek yemek hava yutmanıza neden olabilir. Ya da benim gibi su şişesinden su içerken yutabilirsiniz. Ben bunu engellemek için özel ağzı olan mataradan içmeye çalışıyorum. Yutulan o baloncuklar şişkinlik yapar.

Gaza neden olan yiyecekler yemeyin; soğan, lahana, bürüksel lahanası, brokoli, kızarmış yiyecekler, şekerli tatlılar, baklagiller. Tabi bunları yemiyorsanız yerlerini tutacak besinler almanız gerek. Ben yaşayacağım problemi göze alarak kuzucuk beslensin diye yine de yemeye çalışıyorum 😦

Papaya ve zencefil; gaz sorununa iyi gelenebilecek bitkisel çözümler olabilir

 

Umarım bu tavsiyeler işe yarar. Doktorunuz da çözüm için talsid, mestil gibi bir iki şey önerebilir. Hiçbiri işe yaramazsa, bunun birkaç ay sonra geçeceğini düşünerek kendinizi avutun…….

 

Zen’den uyarılar…


-Hamilelikte ishal tıbbi müdahale gerektirir!

 

anne adayı Zen…….

Doktorunuzu Aramanız Gereken Durumlar

Posted on Updated on

Hamilelik hayatimiz boyunca yasayabilecegimiz nadir durumlardan biri. Ve en ozeli…… Bu surecte sizin icin artik hersey farklilasiyor. Bir canlinin sorumlulugunu almaya basliyorsunuz. Icinizdeki o korunmaya muhtac minicik sey sizi korkutuyor. Evet o kuzucuga iyi bakmaniz gerek, tabii kendinize de…….. Hal boyle olunca anneniz, teyzeniz, konu komsu, marketteki teyze ……… icinizdeki o canliyi farkeden herkes size tavsiye vermeye baslayacak. Oyle enteresan, oyle birbirinden farkli seyler duyacaksiniz ki korkunuz katlanarak artacak. Ama sunu bilin ki endiselerin cogu yersiz olacak…… Aslinda ben bu sureci yasamadim sayilir. Annelerin ikisinin de uzakta ve rahat dusunen insanlar olmasi beni kurtardi:) En ufak bir agrida panige kapilabileceksiniz.

Peki bu korkularin hepsi mi yersiz, butun endiseler mi anlamsiz?????? Hayir………. Ne de olsa ihmale gelmeyecek bir donem bu……..

Belki siz de benim gibi, buyuk bir korku ile, “ne olur ne olmaz hemen ulasabileyim” diye hastaneden de degil doktorunuzu surekli cepten ariyor ve sakin bir ses tonuyla  korkunuzun ne kadar gereksiz oldugunu dinliyorsunuz.

İşte bu durumlarda benim “doktorunuzu aramaniz gereken durumlar” calismam isinize yarayabilir =))

Doktorunuzu Arayin;

*alt karin bolgenizde agri varsa (tek tarafli/ iki tarafli farketmez). Agrinin yani sira kanama ya da bulanti, kusma varsa acilen arayin!

*orta karin bolgenizde agri, el ve yuzde sisme varsa

*hafif vajinal akinti

*karin ve bel bolgesinde agri ile  irlikte agir vajinal kanama varsa

*meme ucundan, mesaneden yada rektumdan kan geliyorsa

*oksurdugunuzde kan geliyorsa

*ani susuzluk duygusu, idrarin az olmasi yada o gun hic idrara cikma durumu varsa,

*ellerde, yuzde, gozlerde sisme varsa. sisme cok ani yada basagrisi ve gorme bozuklugu ile birlikteyse acilen arayin!

*2-3 saatten fazla suren siddetli basagrisi varsa, bu bas agrisi gorme bozuklugu, yuz, goz ve ellerde sislikle birlikte ise acilen arayin!

*idrar yaparken agri yada yanma hissediyorsaniz; bu yanma titreme, ates yada sirt agrisi ile birlikte ise acilen arayin!

*iki saati asan gorme bozukluklarinda

*bayilma yada bas donmesi varsa

*titreme ve 37’5 C ustunde ates varsa (gripal ve usutme durumlari haric!); ates 38,5 C ustune cikarsa acilen arayin!

*ilk 3 ayda gunde 2-3 defadan fazla kusuyorsaniz, ilerleyen aylarda kusma durumu varsa, kusma agri yada atesle birlikteyse acilen arayin!

*cok yemediginiz bir donemde aniden 1 kg dan fazla kilo aldiysaniz; sisme,  basagrisi ve gorme bozuklugu ile birlikteyse acilen arayin!

*20. haftadan sonra bebek hareketlerini takip edin. 20. haftadan sonra 24 saatten uzun sure bebeginizin hareketlerini duymadiysaniz, 28. haftadan sonra saatte 10 hareketten az hareket hissettiyseniz

*koyu renk idrar ya/yada tum vucutta kasinti, renksiz dışkı varsa

Surekli vucudunuzu dinlediginizden, buyuk ihtimalle bu belirtiler haricinde bircok sey hissedeceksiniz. Benim gibi “hamilelikte en cok gorulen kanser turu meme kanseri” diye bir yazi okuyup, o hafta kendinizi hastanenizin meme sagligi merkezinde bulabilirsiniz. Surekli doktoru arama egiliminiz olabilir. Kendinizi iyi hissedecekseniz arayin, cekinmeyin….

anne adayi zen…….